28 Şubat, 2013

YÜREĞİM ISLAKTIR BENİM/SUNAY AKIN



YÜREĞİM      

Yüreğim
Islaktır benim
Kuytularda ağlamaktan
Ve hafif uçuktur rengi
Kurusun
Diye kaç kez
Güneşe asılmaktan...

Sunay AKIN

Ne güzel yazmış değil mi? Nemli gözler iyidir diyordu, Volkan Konak bir konserinde. "... kuru ağaç bile altına gölge vermez, gözü nemli duygulu insanlardan korkmayacaksın...". Tek sorun güneş, başkaları ağlatıyor, güneş kurutuyor, ... bu yüzden yüreğin rengi uçuk oluyor.

22 Şubat, 2013

TAZE BİTEN İKİ KİTAP

Yazarın kitaplarından ilk defa okuduğum "Ömrümün Son Hükmü" çok akıcı, sürükleyici, rahat okunan, okurken düşündüren, bir çırpıda bitiveren bir kitap olunca, ikinci kitap olarak aynı yazarın "Babam Sağ Olsun"u da keyifle, düşünerek ve bir çırpıda okuyuverdim. İkisi de banakalırsa okunmalı.




ÖMRÜMÜN SON HÜKMÜ/İLHAN TAŞÇI
Günümüzün en tartışmalı davasında, bir aşkı cezalandıracak kadar kişiselleşmiş bir intikamın izleri... Yaşanmış bir olaydan hareketle, halen mağduriyetin sürdüğü bir olayın romansı öyküsü... Yazar, "bu romanın gerçek olan iki kahramanını korumak, birinden de korunmak zorundaydım" diyor... Gizlenmesi gerekecek kadar özel, yazılması gerekecek kadar bir öykü...
(Tanıtım Bülteninden)

BABAM SAĞ OLSUN/İLHAN TAŞÇI

Resmin en görünür kısmında bakan babalar, onların gölgesinde hızla beliriveren çocuklar vardı. Onlar, günümüz iktidarının işadamı olmuş çocuklarıydı... O çocuklar, haklarında hayali ihracattan toplu gümrükkaçakçılığına, sahte fatura düzenlemekten vergi kaçakçılığına kadar birçok suçlama bulunan büyüklerinden işleri devraldılar. En küçüğü 12, en büyüğü 30 yaşında olan, çoğu da 1980den sonra doğan girişimci çocuklar, ilk AKP hükümetinin kuruluşundan bugüne değin on sekiz şirketkurdular! Aralarında oyun çağındakilerin de bulunduğu çocukların şirketlerinin sermayesi 2008 yılı itibariyle 30 milyon yeni lirayı eski parayla 30 trilyon lirayı aştı. Bakan çocuklarının hiçbirinin, AKP iktidarından önce tek kuruşluk şirketi, ticari faaliyeti de yoktu. Cumhurbaşkanı Abdullah Gülden Başbakan Tayyip Erdoğana, Maliye Bakanı Kemal Unakıtandan Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırıma, Bayındırlık ve İskân Bakanı Faruk Özaktan eski Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepeye, devlet büyüklerimizin çocuklarıydı ticarette hızla yükselenler... Bu kitap, babalarının yanında çekirdekten yetişip onlara parmak ısırtan iş bilir çocuklarınöyküsüdür... 

11 Şubat, 2013

PAZI SARMASI




Pazı, yaprak, lahana gibi sarmalar çoğu evde olduğu gibi bizim evde de sevilerek tüketiliyor. Gerçi biraz zahmetli olduğu için sık yapılamıyor ama, olsun böyle olunca daha bir rağbet görüyor, daha kıymetli oluyor... Önceden pazıyı bir güzel yıkayıp, saplarından ayırıyor ve kaynayan suya daldırıp bir/iki dakika tutup alıyor ve soğuyunca sarıyor idim. Yaprakları narin olduğu için bu iş bazen yapışıp, sarılmamasına neden oluyor. Bu sefer sadece kaynayan suya batırıp, hemen çıkartıp soğuk suya batırdım ve tam tahmin ettiğim gibi, hem yapışmadılar, hem istediğim sarılma yumuşaklığına hemencecik geldiler. İçi malum çoğumuzun ufak detaylar dışında aşağı yukarı aynı yaptığı, soğan, kıyma, karabiber, tuz, pirinç ve 1-2 kaşık salça ile taçlandırılan dolma içi. Bir tencereye pazı sarmaları güzelce yerleştirip, üstüne salçalı su gezdirilip, porselen bir tabak da konulduktan sonrası çok kolay 15-20 dakika içinde pişiveriyor. Banakalırsa pazı zamanı geçmeden deneyin derim. 

01 Şubat, 2013

EVDE YOĞURT MAYALIYORUM


Yaklaşık bir yıldır çok düzenli olmamakla birlikte (kızıma küçükken yaptığım günlük küçük kaplardaki yoğurtları saymaz isek tabi) hem hazır yoğurtlar hakkında duyduklarımız hem de bu tür şeyleri yapıyor olmayı sevmem nedeni ile evde yoğurt mayalıyorum.  Genellikle AOÇ çiftlik sütü, bulamadığım zaman şişede olan herhangi bir günlük sütü tercih ediyorum. Günlük sütler zaten pastorize edildiği için sütü kaynatmak yerine iyice ısıtıyor, mayalamayı yapacağım yere koyarak (iki adet masa örtüsü üstü), mayalanması bitene kadar hiç hareket ettirmiyorum. Serçe parmağımı yakmayacak kadar soğuduğunda 1 kilo süte 1 yemek kaşığından biraz fazlaca maya (bulabildiğim en doğal maya yine AOÇ'nin yoğurdu) ve yoğurt biraz ekşi ise 1 çay kaşığı kadar şeker, yarım çay kaşığı kadar tuz koyuyorum. Kullandığım mayayı bir kaşık yardımı ile koyu ayran kıvamına getirip, aynı kaşık ile soğurken kaymak tutan sütün kaymağını bir kenardan bozmamaya çalışarak yoğurda katıyorum. Eskiden kapağını kapatırdım ancak; sevdiğim bir teyze kapağın üstüne kaşık (tahta) koyup, kapağı kapatmadan yapmamı söylediği için artık kapağı açık olan karışımı güzelce sarıp/sarmalıyor ve 4-5 saat hiç açmıyorum.Açınca çok hareket ettirmeden, yine kapağı açık olarak 1 gece dolapta tutuyor, ertesi gün hem kapağını kapatıyor, hem kullanmaya başlıyorum. Aslında mayalamak çok kolay, bence tek püfü uygun sıcaklık. Bakmayın böyle uzun uzadıya anlattığıma, hiç fikri olmayanlar için bu kadar detay. Yoksa bu koca paragraf hiç korkutmasın, kolay, zevkli, ben yaptım demenin keyfi inanılmaz ve tabiiki katkısız ve sağlıklı. Banakalırsa deneyin derim. Bu arada her şehirde yok biliyorum ama; AOÇ'nin yeni 3 lt'lik sütü ve yanında 1 küçük şişe mayası piyasaya çıktı ve ben denedim, memnun kaldım. Denemek isterseniz, mayanın doğalını aramak derdinden de kurtuluyorsunuz.


Ev yoğurdu hazır yoğurttan biraz daha cıvık oluyor ve daha çabuk bozuluyor. 

23 Ocak, 2013

TAVUK GÖĞSÜ



TAVUK GÖĞSÜ (portakal ağacı)

150 gr margarin
1 su bardağı un
1 kaşık nişasta
1.5 su bardağı şeker
1 pk. Vanilya
1 lt. süt
Yağı erit un ve nişastayı ekleyip kavur. Mikserle 5 dakika çırp.

YALANCI TAVUK GÖĞSÜ

1 lt. süt
½ sana yağı
3 kahve fincanı un (un ile yağı hafif kavur)
4 kahve fincanı şeker
Hepsini kaynat koyulaşınca söndür. Soğuyunca ara sıra mikserle.

İkinci tarif benim yıllardır yaptığım ve çok memnun kaldığım bir tarif. İlki ise "portakalağacı" ne yapsa güzel olur bir de bunu deneyelim dediğim için yapılan ve çok memnun kalınan bir tarif. Her ikisininde yağ ve şeker miktarlarını kafama göre azaltıyorum. Her iki tarifi de eğer sütlü tatlıları seviyor iseniz; banakalırsa deneyim diyorum. Ağzınız hep tatlı kalsın...

11 Ocak, 2013

YENİ BİTEN İKİ KİTAP



Düşman onlardan çok daha üstün, ertesi sabah saldırıya geçecekti.Halkın çoğunluğu, yenileceklerini bildiği halde, şehirde kalmayı seçti. 
O akşam, her yaştan kadınlı erkekli bir grup, Kıpti dedikleri Yunanlıyı dinlemek için meydanda toplandı. 
Kıpti, hiçbir dine mensup değildi; sadece bütün duyduklarını, yarına aktarabilmek için aklında tutmuştu. 
Kıpti, yalnızca içinde bulunduğu âna ve Moira denen varlığa inanırdı. 
Yarından itibaren şu anda ahenk olarak gördüğümüz şey ahenksizliğe dönüşecek. Mutluluğun yerini matem alacak," dedi Kıpti.
"Şehrimizi talan edebilirler, ama burada öğrendiklerimizi silemezler. İşte bu yüzden ilmimizin surlarımız, evlerimiz ve sokaklarımızla aynı kaderi paylaşmasına izin veremeyiz… Peki ilim derken neyi kastediyorum?
İlimle, gündelik yaşamın karşımıza çıkardığı zorlukların üstesinden gelerek hayatta kalmamızı sağlayan şeyi kastediyorum.
Yarın bize neler olacağını kimse bilemez... Çünkü her günün iyisi ve kötüsü aynı gün içinde olup biter. Öyleyse dışarıdaki askerleri ve içinizdeki korkuyu unutun...
Bizler şimdi, gündelik yaşamımızdan, yüzleşmek zorunda kaldığımız güçlüklerden bahsedeceğiz," dedi Kıpti.
Ve sevgiyi, kaybı, yenilgiyi, yalnızlığı sordular ona. Korkuyu, sadakati, cinselliği, geleceği ve kaderi; ona kendilerini nasıl bulacaklarını sordular. Hayatın içinden gelen, cevapları binyıllar boyu değişmeden kalan soruları sordular ona. 
Düşmanları beklerken, halk bir meydanda toplandı ve sordu. 
Ve Kıpti, onlara cevap verdi.


Bir çırpıda bitiveren, yer yer insanı düşündüren, en çok da okurken yormadan, huzur ile dinlendiren bir kitap. Bu tarz kitapları seviyor iseniz banakalırsa okuyun derim. Yazarın daha önce "Simyacı"(Hiristiyanların haç yolculuğunu anlatan) isimli kitabını beğenerek okumuş ve keyif almıştım. Akrada Bulunan Elyazması da güzel ama; Simyacı'dan sonra bitirdiğimde sanki bir şeyler biraz eksik ....dedirten bir kitap. 


"Kırılganlığımız güce, kader bilgeliğe, trajediler aşka, zifiri karanlık içsel aydınlığa dönüşebilir. Öyle bir an oldu ki, ikimizin minik taşları düzgün biçimde yan yana düştüler. Ben bir adım atıyordum, sen de aynı uzunlukta bir adım atıyordun. Ben seni bekliyordum, sen bana yetişiyordun, ben sana ulaşıyordum, sen beni bekliyordun.  böyle gideceğimizi sanıyorduk. Oysa ben şimdi ormanda yürüyorum ve ayak izlerimden başka iz yok. Kimse yürümüyor yanımda, kimse izlemiyor beni, ya da önümden gitmiyor... Matteo ve Nora... biri ateştir diğeri su, biri akıldır diğeri yürek, biri sürekli harekettir diğeriyse durgunluk ve huzur; biri düşüncedir diğeri sezgi, biri zamandır diğeriyse sonsuzluk... Ancak bir gün bu mükemmel uyum dünyanın trajik yasaları karşısında dağılır gider... Matteo bir anda içinde dipsiz bir boşlukla tek başına kalır. Ama yollar onu asla bırakmaz ve hiçbir şekilde tahmin edemeyeceği bir geleceğe taşır. Zamanla doğa yasalarının gizemini keşfeden Matteo, insanların kendilerini bulmak, hayatı tanımak için ziyaret ettiği bir tür keşiş olup çıkar. Hayatın ve aşkın gizeminin, Noranın ardında bıraktığı bu büyük soru işaretinde yattığını, Matteo bir gün anlayacaktır... Sonsuza Kadar kimi zaman yok eden, kimi zaman da arındıran içimizdeki ateşi anlatıyor... " 

Daha önce okuduğum "Yüreğinin Götürdüğü Yere Git" ve "Yüreğimin Sesini Dinle" den sonra, yine beğenerek, yine bir çırpıda okuduğum, okurken dinlendiren, biraz merak, biraz hüzün, eşini ve kızını kaybeden birinin kendi ağzından yazdığı olaylar ile, ayakta va hayatta var olma çabasının hiç abartmadan, sıkmadan anlatılmış hikayesi. Banakalırsa okuyun derim... İnsanı dinlendiren bir kitap.

08 Ocak, 2013

HUMAN/İNSAN

Durup biraz düşünmek için,...