Mitolojik Hikayeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mitolojik Hikayeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Eylül, 2010

ELMA ve MİTOLOJİK HİKAYESİ ve FAYDALARI

İLK GÜZELLİK YARIŞMASI
Olympos’taki Peleus’la Thetis’in düğünlerine fesatlık tanrıçası Eris davet edilmemiştir… Fesatlık tanrıçası boş durur mu, davetsiz bir şekilde düğüne gelip masanın ortasına altın bir elma koyuvermiş. Elmanın üzerinde “en güzele” yazıyormuş. Bütün kadınlar elma benim, bana yakışır diyerek elmayı sahiplenmeye kalkmışlar, bunun üzerine en güzeli Tanrılar Tanrısı Zeus seçsin denmiş, ama Zeus elmayı karısı Tanrıça Hera’ya verse diğer Tanrıçalar kıyameti koparacaklar, başka Tanrıçalara verse bu sefer de karısı ortalığı kaldıracak, Zeus bu işi başından savmak için Kaz Dağlarının yakışıklı çobanı Paris’i elmayı en güzele vermesi için görevlendirmiş. Bu karmaşadan sonra ortada en güzelim diye üç Tanrıça kalmış. Zeus’un karısı Hera, Akıl Tanrıçası Atena, Güzellik ve Sevgi Tanrıçası Venüs. Bu üç Tanrıça, yakışıklı çobanın karşısına çıkmışlar. Çobanın elinde “en güzele” diye yazan altın elma, karşısında yürekleri heyecandan çarpan üç Tanrıça… Tanrıçalar başlamışlar akıllarına gelen vaatlerle çobanı etki altına almaya. Atena; ün, şan vaat etmiş, Hera; zenginlik ve kuvvet. Venüs ise, dünyanın en güzel kızını vaat etmiş. Atena ve Hera en güzel elbiselerini giyip, en süslü mücevherlerini takmışlar, oysa güzellik örtü istemez, güzellik onun örtüsü diyen Venüs bunların hiçbirini yapmamış. Paris’in altın elmayı tutan eli kımıldamış… herkes heyecan içinde ve el geniş bir kavis çizerek Venüs’e doğru uzanmış. Paris üzerinde “en güzele” yazan altın elmayı Venüs’e vermiştir…

Bir ikincisi ise hepimizin bildiği Adem ile Havva’nın Elma’nın cazibesine dayanamayıp yiyerek cennetten kovulmaları… Dilimize girmiş elma ile ilgili bir çok söz de var tabii, “bir elmanın iki yarısı”, “elmacık kemiği”, “elma dersem çık, armut dersem çıkma”, sözü gibi. En önemlisi ise vücudumuza olan faydaları sanıyorum. Uzmanlar her gün yememizin çok sağlıklı olduğunu sık sık tekrar ediyorlar.

Sağlığa Faydaları

Kandaki kötü kolesterol düzeyini düşürür.
Aşırı iştahı normal düzeye indirger.
Romatizma ve gut hastalıklarına iyi gelir.
Bağışıklık sistemini güçlendirir.
Cilde güzellik ve tazelik verir.

Elma satın alırken, çürüksüz olmasına ve üzerinde benek olmamasına dikkat edin diyorlar. Aldıktan sonra buzdolabında 2 hafta süreyle saklayabilirmişiz. Yeşil ve sarı renkli elmalardaki C vitamini oranının, kırmızı renkli elmalardaki C vitamini oranından daha fazla olduğu söyleniyor ve yatmadan önce yenilen elmanın, daha rahat uyumaya yardımcı olduğu da. Vitaminlerin kabuğun hemen altında olduğunu, Elmanın da, kabuğunda ve kabuğun hemen altındaki etinde bol miktarda C vitamini barındırdığını biliyoruz. Bu yüzdendir ki Elmayı çok iyi yıkadıktan sonra kabuğuyla birlikte yemeliyiz. Yumuşamış elmaları reçel, komposto, marmelat, kek, tatlı yapımında ve dilimleyip kurutarak değerlendirebiliriz. Bu arada Elma suyunda bulunan "kuersetin" adlı madde, bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı oluyormuş. Tam da mevsimi olduğu bu günlerde banakalirsa bolca tüketilmeli…

04 Haziran, 2010

DUT MEVSİMİ VE MİTOLOJİDE DUT AĞACI


Bu aralar, dışarı her çıktığımda henüz yeni yeni meyve veren dut ağacına sıkça rastlar oldum. Özellikle şu bodur ve yaprakları aşağı doğru olan, kara dut ağacını görüntü olarak çok beğenirken, aklıma bunları yazmak ve sizler ile paylaşmak geldi. Dutun kurusunu sevmek ile birlikte aslında ben tazesini çok yerim dersen yalan olur. Belki ağaçtan uzanıp yediğim bir ya da iki tane. Bu güzel hikaye ve okuduğum faydalarından sonra sanıyorum biraz daha fazla tüketmem gerektiğine inandım. Umarım bu bilgiler size de ışık tutar…. Bu bilgileri öğrenirken edindiğim bir başka faydalı bilgi ise; dut ağacının elinize geçen lekesini, yine dut ağacının yaprağı ile elinizi ovarak temizleyebiliryormuşsunuz. Banakalırsa deneyin derim...

Mitolojide dut ağacı sonsuz aşkı simgeler. Dut’un anavatanı Çin ve bu ağaç ipeğin Avrupa’ya gitmesi ile başka kıtalara yayılıyor. Bir çoğumuzun bildiği gibi ipeği yapan ipek böceği dut yaprakları ile beslenir. Avrupa ipek üretmek istediğinde mecburen dut ağacı ithal etmek zorunda kalmış. Bu ağaç ipekböceğine verdiği katkı dışında da, meyveleri ile insanlığa inanılmaz hizmet verir. Beyazdut, demir, kalsiyum ve B1, B2 vitaminlerini bolca barındırır iken, karadut ağız ve boğaz hastalıklarına iyi gelir. Hem kuru, hem de tazesini tüketebiliriz. Derideki kanamalı yaralara ya da kanayan burna taze dut yaprağı sürüldüğünde kanamanın hızlıca durduğunu da bir yerlerde okumuştum. Yapraklarının iyi bir idrar söktürücü olduğunu, dut’un yüksek kolesterole iyi geldiğini, vitamin deposu olduğunu ve ipek böceğine katkısını düşünürsek nasıl da meyvesinden yaprağına bize hizmet ettiğini sanıyorum anlarız. Bu arada mitolojide dut’un yeri, o da farklı bir konu. Aşağıda merak edenler için onu da yazdım.

Piremus ve Tipse, birbirine inanılmaz derecede aşık iki genç. Yalnız aileleri kavuşmalarına engel, çünkü; iki ailede gençlerin birleşmesini istemiyor. Bu yüzdendir ki, gençler gizli gizli buluşmak zorunda kalıyorlar. Bir gece, yine gizlice bir ağacın altında buluşmak üzere sözleşiyorlar. Önce Tipse geliyor buluşma yerine ve sevgilisini beklerken yemeğini yeni bitirmiş olan aslanı görüyor. Korkarak ormandaki mağaralardan birine saklanmaya karar veriyor. Mağaraya doğru koşarken boynundaki eşarbı düşürdüğünü fark etmiyor. Az sonra Piremus geliyor. Piremus gelince bir de ne görsün! Aslanın ağzında sevgilisinin eşarbı duruyor. Sevgilisinin aslana yem olduğunu düşünüyor ve hiç düşünmeden belinden hançerini çıkarıp göğsüne saplıyor. O sırada saklandığı mağaradan çıkan Tipse, gördüklerine inanamıyor, dehşete kapılıyor ve sevgilisinin göğsündeki hançeri alıp, kendi göğsüne saplıyor. Tanrılar şahit oldukları bu sahneden çok etkileniyorlar ve bunun içindir ki buluşmak üzere anlaştıkları ağacı sonsuz aşka adıyorlar. İşte sonsuz aşkı simgeleyen o ağaç dut ağacı.

12 Mayıs, 2010

BİBERİYE (KUŞDİLİ OTU) VE MİTOLOJİK HİKAYESİ

Biberiye ile ilgili aşağıda ki bilgiler mail adresime geldi ve ben de biraz bilgi topladım bunları sizler ile paylaşmak istiyorum. Umarım sizin, eşinizin dostunuzun işine yarayacak bilgilerdir bunlar. Biberiyenin Latince ismi “deniz nemi” anlamına geliyormuş ve genellikle deniz kıyısında yetişen bir bitki imiş. Biberiye, antik Romalılar tarafından tütsü olarak kullanılırmış ve bir efsaneye göre Hz. İsa bebekken bir biberiye çalılığının altında korunduğuna inanılırmış. Romalılar biberiyeyi defin törenlerinde kullanmayı orta çağa kadar sürdürmüşler. Örf ve adetleri gereği cenaze törenlerinde biberiye dallarını tabutun üstüne koyarlarmış. Biberiye yağının iltihaplı hastalıkları tedavi ettiğini ve bir biberiye filizi düğme iliğine konulursa iyi şans getirdiği ve hafızayı güçlendirdiğine inanırlarmış. Biberiye çiçeklerinin neden mavi olduğuna dair efsanevi ve güzel bir hikayesi var. Mısır’da kutsal bir ailenin bezgin kızı olan Mary pelerinini biberiyenin beyaz çiçekleri üzerine örtmüş. Mary’nin peleriniyle çiçekler mucizevi olarak değişerek mavi renkte olmuş. Biberiyenin İspanyolca adı romero ya da hacıların bitkisi imiş. Beyaz çiçek türleri de olmakla birlikte gölgede mavi çiçektirler. Aşağıda ki bilgiler çok faydalı görünmekle birlikte kullanırken dikkatli olmakta fayda var tabii ki. Zararı var mı? Ya da kimler kullanmamalı diye araştırdığım da ise edindiğin bilgiler;

-Biberiye tansiyon yükselmesine neden olabileceğinden yüksek tansiyon sorunu olanlara tavsiye edilmez.
-Hamileler kullanmamalıdır. Biberiye bitkisinde yer alan oleanolic asit düşük yapma riskini fazlalaştırır.
-Biberiye yağı dahilen kullanılmamalıdır. Düşük dozları böbrek mide proplemlerine yüksek dozu ise zehirlenmeye yol açar.
şeklinde idi.

Mail’ime gelen bilgiler ise;

1. Eşim evliliğimizden önce başlayan migren ağrılarından şikâyetçi idi ve cebinde bir suru ağrı kesici ilaçlarla dolaşır ve kriz anlarında da başımı kesin de bu ağrıdan kurtulayım' derdi. Hacettepe Tip Fakültesi’nde 1980 başlarında MR' çekilip migren teşhisi konuldu ama olumlu bir sonuç alamadık. 1983 yılında iş yerim Ankara Üniversitesi' nden Gazi Üniversitesi' ne geçince burada da MR çekilip migren teşhisi konulunca migren tedavisi başladı. Verilen çeşitli haplar etkili olmayınca depresyon tedavisine başlayacağız dediler ve giderek değiştirilen ilaçlar sonucu eşim neredeyse 24 saat uyumaya başladı ilaçların etkisi ile. Bu aşamada ben tedavi ve ilaçları kestirdim. Bitkisel ilaç aramaya başladım ve tanıdığım bir zamanlar orman bakanlığında tıbbi bitkiler araştırma projesi' nde çalışmış emekli tanıdığım biberiye çayını tavsiye etti. Günde 5–6 fincan biberiye çayı tedavisine başladık ve 20–25 gün sonra migren, baş ağrıları sorunları bir daha gelmemek üzere sona erdi.
2. Ortopedist kardeşime ameliyat olan sanatçı Selçuk Ural kardeşime migreni olduğunu söylüyor ve kardeşim biberiye çayını tavsiye ediyor. Selçuk Ural birkaç yıl önce ATV televizyonundaki bir programda migreninin ortopedist doktorunun botanikçi ağabeyinin tavsiyesi ile geçtiğini söylüyor ve teşekkür ediyor.
3. Kayınbiraderimin eşi Elmadağ’da kızakla kayarken düşüp kızak freni demirinin ayak bileği ile diz arası orta bölgede V harfi şeklinde ve büyükçe bir bölgede etini kemiğe kadar kaldırdı. Buraya dikiş atıldı ancak kalkan kısmın büyüklüğünden 1 ay V harfi iç kısmındaki deri canlanmadı ve doktorlar bu bölgeye deri nakli yapmamız gerekir dediler. Kayınbiraderimin bulduğu estetik ameliyatı yapacak doktor Amerika’dan yeni bir ilaç geldi önce birkaç gün bunu sürüp deneyelim, sonuç alamazsak ameliyatı yaparız dedi. Sürülen yağ deriyi 3–4 gün sonra canlandırmaya başladı. Bu yağın üzerine baktığımda Rosmarinus kelimesini görünce biberiye bitkisine olan ilgim çok daha arttı. Kendi kütüphanem ve internetten yaptığım araştırmada biberiye bitkisinin iyi geldiği hastalık ve sorunlar 100'u çok aşınca araştırmayı kestim bu kadar yeter diye.
4. Biberiye yağını yazlık evimize götürdük. Ağabeyimin torunları düşüp veya koşarken başlarını veya eller ve ayaklarını bir yerlere çarptığında evde başlayan telaşa hiç gerek olmadığını söyleyip bu yağı sürüyordum ve şişmesi, morarması veya ağrıması gereken bölgelerde bunların hiç biri gerçekleşmiyordu.
5. Eşimin işyerinde arkadaşının babasının ayaklarında diz altı bölgesinin dolaşım bozukluğu nedeniyle ayakları soğuk idi. Biberiye çayı ile bu sorunları çözüldü.
6. Çok yaşlı komşumuzun 2 yıldır geceleri uyuyamama sorunu vardı. Damadı Ankara'da bir devlet hastanesinde beyin cerrahi doçent de çözüm bulamamıştı uyku sorununa. Biberiye çayı içmeye başladıktan sonra gece de gündüz de uyumaya başladı.
7. Yine ayni çok yaşlı komşumuz gut hastalığından da muzdarip idi ve kanında ürik asit yüksek çıkıyordu. Biberiye çayı ile bu sorunu da çözüldü.
8. Kayınpederim boyun kireçlenmesinin sonucunda boynu tamamen hareketsiz duruma geçti. Doktorlar ameliyat yapamayız böyle idare et dediler. Biberiye yağı ile yaptığı masajlar sonucu 1 hafta sonra boynunu hareket ettirmeye başladı.
9. Kızım koşarken çarptığı eli mosmor oldu. Biberiye yağını sürdük,2 saat sonra morluk geçmeye başladı. Akraba doktora soruyorum söyle morluk normal ne kadar zamanda geçer diye ve 2 günde geçer diyor.
10.Biberiye yağı ecza dolabımızda artık yerini almıştı. Bir yerin mi ağrıyor (örneğin baş ağrısı) sür biberiyeyi en azından geçici olarak ağrı geçsin. Bir yerin kesildi mi, çizildi mi sür biberiye yağını çok süratli olarak iyileşsin.
Umarım arkadaşlar için bu bilgiler yararlı olur.
Prof. Dr. Turhan USLU

21 Nisan, 2010

BAHAR MÜJDECİSİ GELİNCİK ÇİÇEĞİ VE MİTOLOJİK HİKAYESİ


Bahar ile birlikte gelip, yayılabildiği her yeri kırmızı giydiren gelinciğin binlerce yıldır var olduğunu ve çeşitli amaçlarla kullanıldığını biliyor muydunuz? Çoğu kırmızı renkli olmak ile birlikte ender de olsa pembe, sarı ve beyaz gelincikler de görmek mümkün. Eski zamanlarda gelincik “dağ lalesi” olarak da adlandırılmış, narin ve güzel bir geline (Türk töresinde gelinler eskiden beyaz değil kırmızı gelinlik giyerlerdi) benzetildiği için gelincik adı verilmiş. 3 bin yıl önce dahi eski Mısır lahitlerinde gelincik resimlerine rastlanmış. Homer’in İlyadası’nda ölen savaşçılar gelinciklere benzetilmiş.

Eski Yunan / Roma mitolojisinde de gelincik tanrı ile ilişkilendirilmiş. Morpheus (uyku tanrısı Hypnos’un üç bin çocuğundan biri ve insanlara uykuda çeşitli biçimlerde görünen düşleri simgeliyor) uyutmak istediği kişilere gelincikten yapılan taçlardan verirmiş. Morpheus için yapılan tapınaklar bu yüzdendir ki gelinciklerle süslenmiş.

Romalılar kara sevdaya düşenlere gelincikten yaptıkları içeceklerden verirlermiş ve bu içeceklerin aşk acısını azaltacağını düşünürlermiş.

Gelinciğin çiçekleri, yeşil yaprakları ve tohumları değişik amaçlarla kullanılır. Gelincik hafif bir yatıştırıcıdır. Özellikle taç yapraklarında rhoeadic ve papaveric asitler vardır. Eskiden İstanbul’da gelincik şurubu ve gelincik şerbeti yapılırmış. Hatta gelincik reçeli, likorü, zeytinyağlı gelincik yemeği, böreği, muhallebisi dahi yapılıyormuş. Sahrap Soysal’ın gelincikle ilgili bir yazısında Bozcaada’daki Adacafe’de (Adagelincik) bu lezzetli ürünler hala yaşatılmaya çalışılıyormuş diye okumuştum. Bana da huzur ve mutluluk veriyor, araba ile yanlarından son sürat geçerken, seyretmeye doyamadığım gelincik tarlaları.

25 Eylül, 2009

SARIMSAĞIN MİTOLOJİK HİKAYESİ


Yunan mitolojisinde Asklepios, yani hekimler tanrısı, sanatında o kadar ustalaşır ki ölüleri bile diriltmeyi başarır hale gelir. Zeus da Asklepios’e çok kızar bu yüzden, çünkü onun, doğanın dengesini bozduğunu düşünür. Zeus o kadar kızgındır ki Asklepios’a yıldırımını onun üzerine yöneltir. Yıldırımın etkisiyle Asklepios yere düşer. Ama düştüğü sırada elinde bin bir derde deva olacak bir reçete vardır ve reçete bir bitkinin üzerine konar. Yağan yağmur da reçetede yazılı olanları bitkiye taşır. Böylece bin bir derde deva bir bitki doğar işte bu bitkinin adı sarımsaktır.

Mitolojik bir hikaye olmasına rağmen içerdiği bilgi bakımından çok fazla gerçek doğrusu. Anavatanı Hindistan olan sarımsağın tarihi insanlık kadar eskidir. Sarımsağın vücudun bağışıklık sistemini güçlendirici ve hücre koruyucu etkisini destekler bazı bilimsel bulgular mevcuttur. Sarımsak gerçekten de bin bir derde deva olacak bir bitki. A, B1, B2, B3, C ve E vitaminlerinden bol miktarda içeren sarımsak kükürt, karbonhidrat, aminoasitler, çinko, demir, potasyum ve fosfor yönünden de çok zengin bir bitki. Sarımsağın bir de hepimizin bildiği gibi antibiyotik, antiseptik ve antibakteriyel özellikleri barındıran bir yapısı var. Ayrıca diğer bitkilerden 58 kat fazla kalsiyum içerir.

Sarımsak grip, bademcik, öksürük ve nezle gibi şikayetlere iyi geliyor. Astım ve bronşit hastalarına günde 3-4 diş sarımsak tüketmesi öneriliyor ve bunun yanında tansiyon düşürücü özelliğinin de unutulmaması gerekiyor. Tansiyon düşüklüğü olanların sarımsak tüketirken biraz daha dikkatli olmaları gerekiyor. Sarımsak şekeri dengeliyor, romatizma ve eklem rahatsızları için de şifa niteliği taşıyor, terletici etkisi ile ateşi düşürmeye yardımcı oluyor. Bütün bu özellikleri yanı sıra faydalı olan bitkileri bile ölçülü tüketmemiz gerektiği bilinen bir gerçek, sarımsakta kükürt içerdiği için alerjik durumlara neden olabilirken, fazla miktarda ve çiğ tüketilmesi de bağırsak florasının zarar görmesine neden olabiliyor. Yani günde 3-4 diş sarımsak tüketmek şifa verici özelliklerinden yararlanmak için yeterli olabiliyor. Sarımsak kokulu bir yiyecek olduğu için zaman zaman tüketme konusunda sıkıntı yaşıyoruz ama tükettikten sonra maydanoz yemek, diş fırçalamak, ya da akşamları tüketmek veya pişirerek tüketmek ki böylece kokusu azalır bu mucize bitkiden yararlanmamızı kolaylaştırabilir. Birde aşağıdaki ansiklopedik bilgilere göz atarsanız bu mucize bitkinin kullanımını arttırmak adına daha çok ikna olursunuz sanıyorum.

· Tarihin ilk çağlarında Sümerlerin sarımsağı bildikleri ve ilaç olarak kullandıkları elde edilen arkeolojik kayıtlardan anlaşılmaktadır.
· Eski mısırlılar sarımsağı ilaç olarak kullanmışlardır.
· Tarihi kayıtlardan Gizek piramidini yaptıran Firavun Keops ‘un ( IV Hanedan ) inşaat sırasında işçilere bol miktarda sarımsak yedirdiğini öğreniyoruz. Tarihçi Heredot, Mısır Piramitlerini yapan işçi ve kölelere hastalıklardan korunmaları, sağlıklı ve diri kalmaları için sarımsak verildiğini yazar.
· Günde kilometrelerce yol yürüyen Romalı savaşçılara sarımsak yedirilmiştir.
· Mısırlı anneler çocuklarını bağırsak kurtlarından korumak için boyunlarına sarımsak asarlarmış.
· Eskiler sarımsağın özelliklerini mucizevi olarak yorumlamış, ilk tıp bilginlerinden Hipokrat bile bu bitkiyi terletici ilaçlar sınıfına sokmuştur.
· Avrupa da haçlı seferlerinden sonra şeytani güçlerle savaşta bile kullanılmıştır.
· Sarımsağı İsrailoğulları Mısır’dan Filistin’e getirdiler. Oradan da Anadolu ve İronya’ya dağıldı. İlk defa haçlı seferleri sırasında Fransa’ya geldi ve oradan Avrupa’ya yayıldı.
· En çok Kuzey Afrika, Orta ve Güney Avrupa, ABD ve Meksika’da yetiştirilir.
· Sarımsak Ortaçağda vebaya karşı kullanılmış ancak antibiyotiklerin keşfi ile gözden düşmüştür.
· Sarımsak ülkemizde 12.yy dan bu yana yetiştirilmektedir. Bu gün dünyanın her tarafında yetiştirilen sarımsak, ülkemizde selenyumca zengin toprakları ile en iyi ve kaliteli yetişme ortamını sağlayan Kastamonu ilimizin Taşköprü ilçesinde yoğun olarak yetiştirilmekte ve hemen hepsi ithal edilmektedir.

01 Eylül, 2009

MİTOLOJİK HİKAYELER ve NAR



Mitolojiyi severmisiniz? Ya da mitolojik hikayeler dinlemek hoşunuza gider mi? Ben hem okumayı hem de dinlemeyi severim hikayenin arkasından gelen gerçek bilgiyi de. Sanki böyle okuduğum zaman anlatılmak istenen bilgi çok daha kıymetli, çok daha gerçek gibi gelir. Daha önce bir sitede yazı yazıp sizinle hayatı paylaşmaktan habersizken bile zaman zaman bu hikayeleri çeker biriktirirdim. Ara ara bu hikayelerden yazmaya çalışacağım bana kalirsa içlerinde çok güzel bilgiler, güzel hazineler var.

NAR

Hem şifa dolu, hem de bereket simgesi

Mitolojiye göre,

Genç kız babası tarafından tacize maruz kalmaktadır. Bu durumdan bıkan kız kaçıp ölen annesinin mezarı başına gider ve orada intihar eder. Kızın amacı sonsuza kadar saf ve temiz kalabilmektir. Tanrılar, saf ve temiz kalmak için canını veren bu kızın kanından bir ağaç yaratırlar. İşte bu ağaç nar ağacıdır. Kızını taciz eden babaya tanrılar tarafından verilen ceza ise çaylağa dönmektir. Derler ki, çaylağın asla nar ağacına konmama sebebi de budur.

Nar Yunanca da “side” demektir ve Antalya yakınlarındaki antik kente adı da Anadolu’da yaşayan bir kahramanın kızının adından esinlenerek verilmiştir.

Çin de dahil olmak üzere, pek çok kültürde doğurganlığın ve bereketin simgesidir nar. Mezopotamya’da bir erkek aşık olduğu kadının kendisini arzulaması için bir dua eder ve bu duanın içinde nar meyvesi de vardır. Bazı kültürlerdeyse evlenmek üzere olan çiftlere ikiye bölünmüş nar resmi hediye etmek adettir çünkü bu, evliliğin başarılı olması için yapılan iyi bir dilektir.

Narın anavatanı Akdenizdir ama hemen hemen bütün Avrupa’da yaygın olarak yetiştirilir. Çünkü Araplar tarafından İspanya’ya, oradan da bütün Avrupa’ya yayılmıştır. İspanyolca nar granada demektir.

Bereketin simgesi olan nar hepimizin artık bildiği gibi müthiş bir antioksidan kaynağıdır. Düzenli olarak nar suyu içmek tansiyonun dengelenmesine yardımcı olur. Narın içinde barındırdığı antioksidanlar kanseri önleyici etki yapar. Nar aynı zamanda kalp ve damar sağlığı açısından da önemli bir meyvedir. Narın sadece meyvesi değil çekirdeği ve yaprağı da çok faydalıdır. Nar aynı zamanda C vitamini, potasyum ve demir yönünden zengin bir meyvedir. Nar, çarpıntıya iyi gelir. Mideyi kuvvetlendirir. Et kısmı ile sıkılıp içilirse, safra söker, pekliği giderir.
***Unutmadan Nar soyması zor bir meyve olduğu için, bazen insanların sevmelerine rağmen almadıklarını her yerin battığını duymuştum. Bir de içi su dolu bir kapta ayıklamayı deneyin isterseniz.