23 Ocak, 2013

TAVUK GÖĞSÜ



TAVUK GÖĞSÜ (portakal ağacı)

150 gr margarin
1 su bardağı un
1 kaşık nişasta
1.5 su bardağı şeker
1 pk. Vanilya
1 lt. süt
Yağı erit un ve nişastayı ekleyip kavur. Mikserle 5 dakika çırp.

YALANCI TAVUK GÖĞSÜ

1 lt. süt
½ sana yağı
3 kahve fincanı un (un ile yağı hafif kavur)
4 kahve fincanı şeker
Hepsini kaynat koyulaşınca söndür. Soğuyunca ara sıra mikserle.

İkinci tarif benim yıllardır yaptığım ve çok memnun kaldığım bir tarif. İlki ise "portakalağacı" ne yapsa güzel olur bir de bunu deneyelim dediğim için yapılan ve çok memnun kalınan bir tarif. Her ikisininde yağ ve şeker miktarlarını kafama göre azaltıyorum. Her iki tarifi de eğer sütlü tatlıları seviyor iseniz; banakalırsa deneyim diyorum. Ağzınız hep tatlı kalsın...

11 Ocak, 2013

YENİ BİTEN İKİ KİTAP



Düşman onlardan çok daha üstün, ertesi sabah saldırıya geçecekti.Halkın çoğunluğu, yenileceklerini bildiği halde, şehirde kalmayı seçti. 
O akşam, her yaştan kadınlı erkekli bir grup, Kıpti dedikleri Yunanlıyı dinlemek için meydanda toplandı. 
Kıpti, hiçbir dine mensup değildi; sadece bütün duyduklarını, yarına aktarabilmek için aklında tutmuştu. 
Kıpti, yalnızca içinde bulunduğu âna ve Moira denen varlığa inanırdı. 
Yarından itibaren şu anda ahenk olarak gördüğümüz şey ahenksizliğe dönüşecek. Mutluluğun yerini matem alacak," dedi Kıpti.
"Şehrimizi talan edebilirler, ama burada öğrendiklerimizi silemezler. İşte bu yüzden ilmimizin surlarımız, evlerimiz ve sokaklarımızla aynı kaderi paylaşmasına izin veremeyiz… Peki ilim derken neyi kastediyorum?
İlimle, gündelik yaşamın karşımıza çıkardığı zorlukların üstesinden gelerek hayatta kalmamızı sağlayan şeyi kastediyorum.
Yarın bize neler olacağını kimse bilemez... Çünkü her günün iyisi ve kötüsü aynı gün içinde olup biter. Öyleyse dışarıdaki askerleri ve içinizdeki korkuyu unutun...
Bizler şimdi, gündelik yaşamımızdan, yüzleşmek zorunda kaldığımız güçlüklerden bahsedeceğiz," dedi Kıpti.
Ve sevgiyi, kaybı, yenilgiyi, yalnızlığı sordular ona. Korkuyu, sadakati, cinselliği, geleceği ve kaderi; ona kendilerini nasıl bulacaklarını sordular. Hayatın içinden gelen, cevapları binyıllar boyu değişmeden kalan soruları sordular ona. 
Düşmanları beklerken, halk bir meydanda toplandı ve sordu. 
Ve Kıpti, onlara cevap verdi.


Bir çırpıda bitiveren, yer yer insanı düşündüren, en çok da okurken yormadan, huzur ile dinlendiren bir kitap. Bu tarz kitapları seviyor iseniz banakalırsa okuyun derim. Yazarın daha önce "Simyacı"(Hiristiyanların haç yolculuğunu anlatan) isimli kitabını beğenerek okumuş ve keyif almıştım. Akrada Bulunan Elyazması da güzel ama; Simyacı'dan sonra bitirdiğimde sanki bir şeyler biraz eksik ....dedirten bir kitap. 


"Kırılganlığımız güce, kader bilgeliğe, trajediler aşka, zifiri karanlık içsel aydınlığa dönüşebilir. Öyle bir an oldu ki, ikimizin minik taşları düzgün biçimde yan yana düştüler. Ben bir adım atıyordum, sen de aynı uzunlukta bir adım atıyordun. Ben seni bekliyordum, sen bana yetişiyordun, ben sana ulaşıyordum, sen beni bekliyordun.  böyle gideceğimizi sanıyorduk. Oysa ben şimdi ormanda yürüyorum ve ayak izlerimden başka iz yok. Kimse yürümüyor yanımda, kimse izlemiyor beni, ya da önümden gitmiyor... Matteo ve Nora... biri ateştir diğeri su, biri akıldır diğeri yürek, biri sürekli harekettir diğeriyse durgunluk ve huzur; biri düşüncedir diğeri sezgi, biri zamandır diğeriyse sonsuzluk... Ancak bir gün bu mükemmel uyum dünyanın trajik yasaları karşısında dağılır gider... Matteo bir anda içinde dipsiz bir boşlukla tek başına kalır. Ama yollar onu asla bırakmaz ve hiçbir şekilde tahmin edemeyeceği bir geleceğe taşır. Zamanla doğa yasalarının gizemini keşfeden Matteo, insanların kendilerini bulmak, hayatı tanımak için ziyaret ettiği bir tür keşiş olup çıkar. Hayatın ve aşkın gizeminin, Noranın ardında bıraktığı bu büyük soru işaretinde yattığını, Matteo bir gün anlayacaktır... Sonsuza Kadar kimi zaman yok eden, kimi zaman da arındıran içimizdeki ateşi anlatıyor... " 

Daha önce okuduğum "Yüreğinin Götürdüğü Yere Git" ve "Yüreğimin Sesini Dinle" den sonra, yine beğenerek, yine bir çırpıda okuduğum, okurken dinlendiren, biraz merak, biraz hüzün, eşini ve kızını kaybeden birinin kendi ağzından yazdığı olaylar ile, ayakta va hayatta var olma çabasının hiç abartmadan, sıkmadan anlatılmış hikayesi. Banakalırsa okuyun derim... İnsanı dinlendiren bir kitap.

08 Ocak, 2013

HUMAN/İNSAN

Durup biraz düşünmek için,...



27 Aralık, 2012

Yeni Yıl ve Mevlana



Beni bir ben bilirim, bir de beni YARATAN,
Bana bir ben lazımım, bir de beni ANLAYAN...

                                                              MEVLANA


Mevlanın bu sözünü geçenlerde Umut Sepetinde okudum. O gün bu gündür hem aklımda, hem dilimde. Her sözü güzel ama; nasıl manalı, nasıl güzel bir söz değil mi? Yılın son günleri yaklaşıp, takvimlerden bir yaprak daha eksilirken umarım hepimizin hayatında bizi anlayan ve sadece biz olduğumuz için seven birileri vardır diye düşündüm. Banakalırsa yeni yıl, önce sağlık, sonra mutluluk ve mutluluğun olmazsa olması dostluk için de bir yıl olsun. Erken bir yeni yıl mesajı oldu biliyorum... aslında mesaj vermek değil, güzel sözü paylaşmak istedim. 


14 Aralık, 2012

NİHAYET


Uzun zamandır, video yüklemek istiyordum, bu gün nihayet nasıl yapılacağını keşfettim. Hazır keşfetmişken deneme olarak Sezen Aksu ve "Gidemem" şarkısı... çok sevdiğim şarkılardan, sözünü, özünü beğendiğim parçalardan biri. Benim için ilk olmaya değer yani. Bir kere daha aklıma gelmesine ve denememe vesile olan, bloğunu beğenerek takip ettiğim ve bu günkü yazısını okurken, şimdi aklındayken dene dedirten (http://narince-narince.blogspot.com/) blog arkadaşıma teşekkür ediyorum. 



12 Aralık, 2012

KADAYIFLI MUHALLEBI (DENİZ)

Tarifi yayınladıktan sonra daha önce bir kere daha yayınladığımı farkettim ikinci baskı için özür diliyorum, ama olsun, hiç değilse resimler farklı olmuş değil mi :)


Daha önce de mutlaka bahsetmişimdir, hep söylüyorum ben tarif defterine yeni bir tarif eklerken, tarifi aldığım kişinin adı ile ekliyorum. Bu tarifi yıllar önce Deniz arkadaşımdan almıştım. Bu hem tarifin denenmiş olduğunu, hem yediğimi ve beğendiğimi gösteriyor. Bir çok sitede var, çoğumuz yemiş ya da yapmışızdır. Kadayıfı genelde yarım kilo alıp, yarısını dondurucuya koyuyorum. Denemeyenler varsa banakalırsa bu hafif ve lezzetli tatlıyı denesinler derim. Ağzınız hep tatlı olsun.

MALZEMELER
250 gr. kırık kadayıf
1 kaşık tereyağ
1 su bardağı ceviz veya fındık
Muhallebisi için;
1 süt
7 kaşık un
1 su bardağı şeker (2 parmak eksik)
1 paket krem şanti
Vanilya
YAPILIŞI
Kadayıf, eritilmiş tereyağda rengi dönene kadar kavrulur. İçine şeker ve ceviz ilave edildikten sonra biraz daha kavrulur. Kadayıfın yarısı büyük tırtıklı borcamın altına serilir. Ayrı bir yerde krema hariç muhallebi malzemeleri karıştırılıp pişirilir. Soğuyunca krem şanti ve vanilya ilave edilip çırpılır. Muhallebi soğuduktan sonra kadayıfların üzerine dökülür. Muhallebinin üzeri kalan kadayıfla kaplanır. Soğuk olarak servis edilir.Not: Kadayıfların üzerine dökmeden önce muhallebinin iyice soğumuş olmasına dikkat edin, çünkü sıcak muhallebi kadayıfları yumuşatır. Ben kadayıfı kavururken şeker ilave etmiyorum ve evde fındık yada ceviz ne varsa onunla kavuruyorum.

03 Aralık, 2012

TRABZON HURMASI ve CUMALIKIZIK KÖYÜ


Kurban bayramında üç günlük Bursa gezimizde ilk defa gördüğüm Trabzon Hurması ağacına hani neredeyse vuruldum diyebilirim. Yeşil ve turunculara bezenmiş, bol meyvesi olan öyle güzel ve öyle heybetli bir ağaçtı ki anlatamam. Yıllar önce Trabzon Hurması ile komik bir anı yaşadım. Annemlere giderken çok sevdiğini bildiğim için marketten Trabzon Hurması aldım. En sert, eziği, büzüğü olmayan, en diri olanlarını seçtim ve anneme götürdüm. Yemesini beklerken bir kaç gün gazeteye sarıp bekleteyim, biraz yumşasınlar demez mi? ne yumuşaması ben onları özellikle öyle seçtim derken annem gülmekten yerlere yattı diyebilirim. Meğer olgun olanları makbulmüş. Karbonhidrat, protein ve yağ açısından zengin olduğu için özellikle üşümeye karşı birebirmiş. A vitamini açısından da zengin olan meyve, kalp rahatsızlıklarına ve daha bir çok bir şeye iyi geliyormuş. Kekremsi tadından dolayı ikimizin arası pek iyi değil ama; olsun banakalırsa siz yeyin derim. Bu arada Bursa inanılmaz yeşil, gezilecek, görülecek yeri bol olan, tarihi dokusu çok da bozulmamış benim çok beğendiğim şehirlerden sanırım en önde olanlardan birisi. Hurma ağacını gördüğümüz köyün adı Cumalıkızık köyü. Kızık iki vadi arasında kalan köy demekmiş. Cumalıkızık diğer köylerden Cuma namazı kılmaya gelinen yer olduğu için bu adı almış. Banakalırsa bazı şeyler yazmakla olmaz, yaşamak lazım biliyorum ama, henüz görmediyseniz Bursa bir kaçamak için aklınızda bulunsun.