27 Aralık, 2012

Yeni Yıl ve Mevlana



Beni bir ben bilirim, bir de beni YARATAN,
Bana bir ben lazımım, bir de beni ANLAYAN...

                                                              MEVLANA


Mevlanın bu sözünü geçenlerde Umut Sepetinde okudum. O gün bu gündür hem aklımda, hem dilimde. Her sözü güzel ama; nasıl manalı, nasıl güzel bir söz değil mi? Yılın son günleri yaklaşıp, takvimlerden bir yaprak daha eksilirken umarım hepimizin hayatında bizi anlayan ve sadece biz olduğumuz için seven birileri vardır diye düşündüm. Banakalırsa yeni yıl, önce sağlık, sonra mutluluk ve mutluluğun olmazsa olması dostluk için de bir yıl olsun. Erken bir yeni yıl mesajı oldu biliyorum... aslında mesaj vermek değil, güzel sözü paylaşmak istedim. 


14 Aralık, 2012

NİHAYET


Uzun zamandır, video yüklemek istiyordum, bu gün nihayet nasıl yapılacağını keşfettim. Hazır keşfetmişken deneme olarak Sezen Aksu ve "Gidemem" şarkısı... çok sevdiğim şarkılardan, sözünü, özünü beğendiğim parçalardan biri. Benim için ilk olmaya değer yani. Bir kere daha aklıma gelmesine ve denememe vesile olan, bloğunu beğenerek takip ettiğim ve bu günkü yazısını okurken, şimdi aklındayken dene dedirten (http://narince-narince.blogspot.com/) blog arkadaşıma teşekkür ediyorum. 



12 Aralık, 2012

KADAYIFLI MUHALLEBI (DENİZ)

Tarifi yayınladıktan sonra daha önce bir kere daha yayınladığımı farkettim ikinci baskı için özür diliyorum, ama olsun, hiç değilse resimler farklı olmuş değil mi :)


Daha önce de mutlaka bahsetmişimdir, hep söylüyorum ben tarif defterine yeni bir tarif eklerken, tarifi aldığım kişinin adı ile ekliyorum. Bu tarifi yıllar önce Deniz arkadaşımdan almıştım. Bu hem tarifin denenmiş olduğunu, hem yediğimi ve beğendiğimi gösteriyor. Bir çok sitede var, çoğumuz yemiş ya da yapmışızdır. Kadayıfı genelde yarım kilo alıp, yarısını dondurucuya koyuyorum. Denemeyenler varsa banakalırsa bu hafif ve lezzetli tatlıyı denesinler derim. Ağzınız hep tatlı olsun.

MALZEMELER
250 gr. kırık kadayıf
1 kaşık tereyağ
1 su bardağı ceviz veya fındık
Muhallebisi için;
1 süt
7 kaşık un
1 su bardağı şeker (2 parmak eksik)
1 paket krem şanti
Vanilya
YAPILIŞI
Kadayıf, eritilmiş tereyağda rengi dönene kadar kavrulur. İçine şeker ve ceviz ilave edildikten sonra biraz daha kavrulur. Kadayıfın yarısı büyük tırtıklı borcamın altına serilir. Ayrı bir yerde krema hariç muhallebi malzemeleri karıştırılıp pişirilir. Soğuyunca krem şanti ve vanilya ilave edilip çırpılır. Muhallebi soğuduktan sonra kadayıfların üzerine dökülür. Muhallebinin üzeri kalan kadayıfla kaplanır. Soğuk olarak servis edilir.Not: Kadayıfların üzerine dökmeden önce muhallebinin iyice soğumuş olmasına dikkat edin, çünkü sıcak muhallebi kadayıfları yumuşatır. Ben kadayıfı kavururken şeker ilave etmiyorum ve evde fındık yada ceviz ne varsa onunla kavuruyorum.

03 Aralık, 2012

TRABZON HURMASI ve CUMALIKIZIK KÖYÜ


Kurban bayramında üç günlük Bursa gezimizde ilk defa gördüğüm Trabzon Hurması ağacına hani neredeyse vuruldum diyebilirim. Yeşil ve turunculara bezenmiş, bol meyvesi olan öyle güzel ve öyle heybetli bir ağaçtı ki anlatamam. Yıllar önce Trabzon Hurması ile komik bir anı yaşadım. Annemlere giderken çok sevdiğini bildiğim için marketten Trabzon Hurması aldım. En sert, eziği, büzüğü olmayan, en diri olanlarını seçtim ve anneme götürdüm. Yemesini beklerken bir kaç gün gazeteye sarıp bekleteyim, biraz yumşasınlar demez mi? ne yumuşaması ben onları özellikle öyle seçtim derken annem gülmekten yerlere yattı diyebilirim. Meğer olgun olanları makbulmüş. Karbonhidrat, protein ve yağ açısından zengin olduğu için özellikle üşümeye karşı birebirmiş. A vitamini açısından da zengin olan meyve, kalp rahatsızlıklarına ve daha bir çok bir şeye iyi geliyormuş. Kekremsi tadından dolayı ikimizin arası pek iyi değil ama; olsun banakalırsa siz yeyin derim. Bu arada Bursa inanılmaz yeşil, gezilecek, görülecek yeri bol olan, tarihi dokusu çok da bozulmamış benim çok beğendiğim şehirlerden sanırım en önde olanlardan birisi. Hurma ağacını gördüğümüz köyün adı Cumalıkızık köyü. Kızık iki vadi arasında kalan köy demekmiş. Cumalıkızık diğer köylerden Cuma namazı kılmaya gelinen yer olduğu için bu adı almış. Banakalırsa bazı şeyler yazmakla olmaz, yaşamak lazım biliyorum ama, henüz görmediyseniz Bursa bir kaçamak için aklınızda bulunsun. 













21 Kasım, 2012

Altın Defter / Doris Lessing


Bu aralar kitap okuma konusunda biraz tembel yada ne bileyim biraz ağırkanlıyım. Elimde bekleyen bir hayli kitap olmasına rağmen bitirdiğim kitabın kalınlığından mı?, ağırlığından mı?, yoksa hiç kimsenin günahı yok benim başladığım kitabı yarım bırakamama, elimde uzunca bir zaman kalsa da araya başka çerezlik de olsa bir şey alamama huyumdan mı bilinmez yaklaşık altı aydır aynı kitabı okuyorum. Dün gece bitti nihayet... Kitabın adı "Altın Defter". İniş ve çıkışları olan, yer yer ağır gitse de bitmeli diye düşündüğüm, Nobel Ödüllü, kocasından ayrılmış ve bir çocuğu olan bir kadının hayat hikayesi. Banakalırsa okuyun ama kitap yaklaşık 700 sayfa olduğu için araya çerezlik bir şeyler katın derim.

Genç bir yazar olan Anna Wulf, kocasından ayrılmış, küçük çocuğuyla birlikte oturmaktadır. Bir süredir hiçbir şey yazamadığı için, hiç de doyurucu olmayan ilişkilerin düş kırıklıklarıyla yaşamının çökmekte olduğu duygusuna kapılır. Delireceğini düşünür ve yaşadıklarını farklı renklerde dört defterde toplar. Siyah defterde, yazarlık sorunlarını dile getirir. Kırmızı defter, siyasal yaşamı içindir; sarı defter ise ilişkileri ve duyguları için. Mavi deftere de günlük olayları yazar. Ne ki, Anna’nın iyileşip yeniden doğuşuna giden kapıyı beşinci defter açacaktır: Altın Defter. 2007 Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan Doris Lessing, kendisine büyük ün sağlayan Altın Defter’le de, Fransa’nın en saygın ödüllerinden Médicis Ödülü’nü yabancı roman dalında almıştı. Roman, birçoklarınca feminist hareketin başyapıtı olarak kabul edilmiş, Lessing ise kişisel ve siyasal kimliğini aramakta olan bir kadının derinlikli öyküsünü anlattığını ileri sürerek bu görüşe uzak durmuştu.

13 Kasım, 2012

KIŞA HAZIR MISINIZ?




Geldi gelecek derken kış kapıya iyice dayandı artık. Hepimizin çocuklarımıza, kendimize hazırladığımız, bazen bir arkadaştan, bazen bir büyüğümüzden öğrendiğimiz bir karışım yada uyguladığı tarif vardır. Ben genelde boğaz ağrısı yada gripal durumlar için bir bardak ılık suya 1 tatlı kaşığı bal ve yarım limon sıkıyorum. Bazen de bir bardak süte 1 tatlı kaşığı zencefil ve 1 tatlı kaşığı tarçın koyuyorum. Annem Elma ve karabiber yapar yıllardır uğraştığı faranjiti için. Kız kardeşim bala, tarçın, zencefil, karabiber  ilave ederek başka bir karışım hazırlıyor. Yenilerde zerdaçal koyar oldum bu karışımlara. Zerdaçal ve zencefil bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardım ediyormuş. Tam da kış, karışımlar, ... derken Prof. Dr. Osman Müftüoğlu'nun Hürriyet gazetesindeki köşesinde yazdığı aşağıdaki yazıyı okudum ve sizlerle de paylaşmak istedim. Kimbilir belki bildiğiniz, uyguladığınız şeylerdir, bilmeyenler ya da bilip de unutanlar için faydalı olur diye paylaşmak istedim. Banakalırsa uzun olduğuna aldanmayıp okuyun bir derim.Hastalıksız, sağlıklı ve mutlu bir kış geçirmemiz dileğiyle...


Kışa hazır mısınız?
Bedenimizi kışa hazırlamanın yolu yalnızca grip veya zatürree aşısı yaptırıp avuç avuç bağışıklık güçlendirici hap yutmaktan geçmiyor.
Yapılması gereken daha önemli, daha basit ve ucuz ama çok daha etkili şeyler var ve “o şeyler”in “ilk yedili”si şunlar olmalı...
BOL güneşli yaz günleri bitti. Pastırma sıcakları da geride kalıp havalar soğuyunca öksürüp hapşıranlar, “nezle-grip-sinüzit-bronşit” telaşına düşenler çoğalmaya başladı. Kısacası hemen herkeste tam bir “kış kapıda” durumu var. Zaten bu yüzden de hemen her yerde “kış hazırlıkları” yapılıyor. Peki bedeniniz? Kışa onu da hazırlıyor, onun için de bir şeyler yapıyor musunuz?
Diyelim ki “tamam!” dediniz ve “karar verdiniz!” peki o zaman “ne yapacağınızı” biliyor musunuz? Bu sorulara doğru yanıtlar bulmak istiyorsanız yazıyı dikkatle okumanızı öneririm. Nedenine gelince...

Kış hazırlığı denince aklımıza anında ve öncelikle “bağışıklık sistemimizi güçlendirmek” geliyor, sonra da bir telaştır gidiyor, “gelsin grip aşıları, gitsin bağışıklık hapları” durumları başlıyor. Oysa grip aşısının da, bağışıklık haplarının da işe yarayıp yaramadıkları hala tartışmalı konular. Pek çok uzman çok özel bazı durumlar dışında grip aşısı yaptırmanın, hele hele koşulsuz, kuralsız her önüne geleni aşılamanın doğru olmadığını söylüyor. Aynı durum bağışıklık destekleri için de söz konusu. Bu desteklerin ben de faydalarının fazlaca abartıldığı, işin ticari hale getirildiği düşüncesindeyim.
Özetle bedenimizi kışa hazırlamanın yolu yalnızca grip veya zatürree aşısı yaptırıp avuç avuç bağışıklık güçlendirici hap yutmaktan geçmiyor. Yapılması gereken daha önemli, daha basit ve ucuz ama çok daha etkili şeyler var ve “o şeyler”in “ilk yedili”si şunlar olmalı...


ADIM 1 
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/images/spacer.gifD VİTAMİNİ STOKUNUZ NE DURUMDA?

Bana sorarsanız işe kanınızdaki D vitamini seviyesini ölçtürerek başlamanız lazım. Eksikliği bağışıklık sistemini ciddi biçimde zayıflatan doğal maddelerin başında D vitamini geliyor. D vitamini seviyeniz 30’ların, hele hele 20’lerin altına inmişse tekrarlayan kış enfeksiyonlarıyla karşılaşmanız sürpriz olmuyor. Kışın daha az hastalanayım diye avuç avuç C vitamini yutmak yerine, öncelikle yeteri kadar D vitaminim var mı sorusuna yanıt aramalı ve eğer bir eksiklik söz konusuysa yerine koymalısı ve ne yapıp edip kandaki seviyeyi 50’li rakamların üstüne çıkarmalısınız. Bunun için fırsat buldukça güneşlenip ve aile hekiminiz dahil herhangi bir doktordan yardım isteyebilirsiniz. 

Çözüm: Fırsat buldukça güneşlenmek ve D vitamini desteği kullanmak...


ADIM 2
DEMİR GİBİ OLMAK İÇİN

Özellikle kadınların kışa hazırlanırken birkaç basit testle demir seviyelerine de baktırmalarında fayda var diye düşünüyorum. Bunu genç kız ve genç hanımların bilhassa da anne adaylarının ihmal etmemeleri lazım. Demirin eksik olduğu bir bedende bağışıklık sistemi de yeteri kadar verimli çalışmıyor. Demir zengini besinlere ağırlık verince de (et, yeşil sebzeler, bakliyat) iş kolayca çözümleniyor. 

Çözüm:Kırmızı et, bol sebze, haftada 2-3 kez bakliyat, ayda 1 kez ızgara karaciğer.


ADIM 3
PROBİYOTİK GÜCÜNÜZ NASIL?

Kışa girerken probiyotik gücünüzü de arttırmanız çok iyi olur. Probiyotik gücün kaynağı bağırsaklardaki faydalı bakteriler. Elimizde faydalı mikropların miktarını ölçebilen bir test maalesef hala yok ama her zamankinden daha fazla doğal yoğurt, kefir yiyerek ve probiyotik gücü arttıran besinlere (turşular, mayalı yiyecekler, boza) ağırlık vererek bağırsaklarımızdaki probiyotik bakteri miktarını arttırmakta her halükarda fayda var. İmkânınız varsa bağışıklığı güçlendiren probiyotik kapsüllerden de satın alıp birkaç aylık kürler yapmanız da iyi olur ama ben probiyotik gücünüzü de doğal yoldan desteklemenizi, yani daha çok kefir içip yoğurt yemenizi tavsiye ederim. 

Çözüm:  Kefir, yoğurt, ayran (ev yapımı), boza, ev yapımı taze turşular...


ADIM 4
KAROTENOİD DEPOLAYIN

Kış hazırlıklarına hücrelerinizde daha çok karotenoid depolamayı da eklemenizde fayda var. Daha ziyade sarı renkli yiyeceklerde (sarı dolmalık biber, portakal, greyfurt, havuç, kuru kayısı, kuru şeftali, Trabzon hurması) ve kırmızı besinlerde (domates, kırmızı erik, kan portakalı, pembe greyfurt, kırmızılâhana, pancar, kırmızıturp, yaban mersini, böğürtlen ve her türlü kırmızı meyve) bol miktarda bulunan bu maddelerin A vitamini öncüsü oldukları için de güçlü bir bağışıklık savaşçısı olduklarını hatırlatırım. 

Çözüm:  kırmızı, sarı dolmalık biber, domates, böğürtlen, pancar, kırmızılâhana, kırmızıturp, havuç, Trabzon hurması ve kavun.

ADIM 5
C VİTAMİNİ İTFAİYE GİBİDİR

Kış hazırlıklarınızı yaparken yiyecek içecek listelerimize C vitamininden zengin besinleri eklemeyi de unutmayalım ama C vitamininin “depolanan” bir vitamin olmadığını hep aklımızda olsun. C vitamini en fazla birkaç gün içinde (kullanılmadığı takdirde) böbrekler vasıtasıyla vücuttan atılıyor. Bu nedenle C vitamini zengini yiyecekleri (meyveler ve sebzeleri) taze ve olgun halleriyle ve mümkünse kabuklarıyla, düzenli yiyip içmeniz gerekiyor. C vitamini hapları da sadece kullanıldıkları günlerde ve acil durumlarda geçerli oluyor. Yani C vitamini tam bir “itfaiyeci” gibi çalışıyor, özellikle “acil durumlarda” çok işe yarıyor ve hizmete çağrıldı mı “Hızır gibi” yetişiyor. 

Çözüm: Portakal, limon, greyfurt, mandalina, nar, yeşil sebzeler, özellikle yeşilbiber ve otlar.


ADIM 6
MÜTHİŞ İKİLİ: ZERDEÇAL VE ZENCEFİL!

Önemli bir nokta da kış hazırlıklarını yaparken listenize zerdeçal ve zencefilden zengin basit besinler eklemeyi unutmamanızdır. Mesela her gün yarım bardak yoğurda ekleyeceğiniz birer çay kaşığı toz zencefil ve toz zerdeçal müthiş bir kış desteğidir ve bir “bağışıklık hapı” gibidir. Bu karışıma ekleyeceğiniz bir çay kaşığı tarçın ve bir çay kaşığı sızma zeytinyağı ile de tam bir “bağışıklık kokteyli” elde edeceğinizden emin olabilirsiniz. 

Çözüm: Zerdeçal, zencefil, tarçın ve zeytinyağlı bir kase doğal yoğurt.


ADIM 7
KIŞ BALIKSIZ OLMAZ

Kışa hazırlanırken bugünlerde bol bulunan taze ve yağlı balıklardan sık sık yemeyi de unutmayın. Balık, proteinden zengin oluşu yanında mükemmel bir omega-3 yağları kaynağı olması nedeniyle çok ama çok önemli bir besindir. Özellikle yağlı balıklar (lüfer, istavrit, palamut) omega-3 yağlarından çok zengindir. Küçük bir hatırlatma: Yağda kızartılan balıklarda omega-3 miktarı ciddi ölçüde azalıyor ve o pek değerli proteinlerin yapısı bozuluyor, aklınızda olsun… 

Çözüm: Hamsi, istavrit, lüfer, palamut...

02 Kasım, 2012

ACUKA / KAHVALTILIK





Bakmayın kahvaltılık dediğime, yine bir çoğumuzun bildiği, günlere, yemek masalarına,... da çok yakışan,  ama en çok kahvaltıda tüketilen bir iştah açıcı acuka. Yedikçe hem kendini, hem yanındakileri büyük bir iştah ile yedirdiğini saymaz isek, müthiş bir tat...Henüz yapmadıysanız deneyin banakalırsa.


ACUKA
Malzemeler:
5-6 yemek kaşığı biber salçası
1-2 yemek kaşığı domates salçası
sevdiğiniz kadar zeytin yağ
2 diş sarımsak
1 bardak ceviz yada 1 bardak fındık
nane

Tüm malzemeyi karıştırıp, ağzı kapaklı bir kapta 1-2 hafta kadar bozulmadan muhafaza edebiliriz. Kimilerimiz 1 dilim bayat ekmek, kimilerimiz ufalanmış peynir gibi katkılarda yapıyoruz. Ekleyeceğiniz her şey sizin damak zevkinize kalmış. Ben acı ve tatlı biber salçasını birlikte kullanıyorum.

10 Ekim, 2012

YOĞURTLU HAVUÇ SALATASI


Zaman yine hızlı geçiyor bu aralar. Eylüldü, Sonbahardı,... derken Ekimi bile yarıladık. Bazen iş yerimizde bir koşuşturma, bir telaş olur ya, hani bazen de evlerimizde, bu aralar ruh halim öyle. Hem hüzün var, hem merak, gideni uğurlama, geleni karşılama telaşı. Belki bir ayrılık demek yanlış olur ama; üç buçuk yıldır huzur içinde, mutlu ve dingin çalıştığım patronum gidiyor ve yerine yenisi geliyor. Yirmi iki buçuk yıllık çalışma hayatımda hep bayanlar ile çalışmışken, ilk defa bir erkek patron ile birebir çalışacak olmanın merakı, telaşı, acabaları da cabası... Aslında bir salata tarifi, biliyorum çoğumuzun da bildiği bir salata tarifi vermek için oturmuştum bilgisayara. Sonbahara rengi uygun, tadı uygun, yapımı tarif yazılmayacak kadar basit, yoğurtlu havuç salatası. Havucu rendeleyip biraz yağda yumuşayıncaya kadar çeviriyor, yoğurt ve sarımsak ile karıştırıyor ve üstünü maydanoz, zeytin,nane, pul biber, ...ne ile istiyor isek onunla süslüyor, servis yapıyoruz. Denemeyen varsa banakalırsa deneyin derim. 

19 Eylül, 2012

NİŞASTALI UN KURABİYESİ


Sanıyorum artık siteyi az çok takip eden herkes benim kahvenin yanında 1 tane kurabiye yemeyi çok sevdiğimi bilir. Daha önce paylaştım mı bilmiyorum ama; tezgahın üstünde kocaman cam kavonozlarda sürekli evde kurabiye bulundurma hayali de emeklilik hayallerimi süsler. Bu kurabiyeler ağızda dağılan, hemen eriyen, pişerken üzeri çatlayan her yapılışında kedine hayran bırakıp "miss gibi" dedirten cinsten. Yaz mevsiminde  sıcaklar nedeniyle bir çoğumuz hamur işi yapımına sanıyorum biraz araya veriyoruz. Malum sonbahar, henüz sıcaklıklar iyi gitse de şöyle dumanı üstünde kahveler, içimizi ısıtacak ev çayı hayalleri kurma zamanı yakındır. Banakalırsa deneyin derim, hiç pişman olmayacaksınız.

NİŞASTALI UN KURABİYESİ

2 paket buğday nişastası
2 çay bardağı un
1.5 çay bardağı şeker
½ limon
1 paket margarin (oda sıcaklığında beklemiş)
2 yumurta
1 paket kabartma tozu
Bütün malzemeler yoğrultuktan sonra üstü çok kızartılmadan pişirilir. Genellikle 2 çay bardağından biraz daha fazla un kaldırıyor, ben bu yüzden yoğururken kıvama göre 1/2 yada 1 çay bardağı kadar un ilave ediyorum (un miktarı az gelirse yayılma oluyor).  Piştikten sonra soğuyunca yarısına çay süzgeci ile pudra şekeri, yarısına da tarçın eliyorum. 

05 Eylül, 2012

KAPI FOTOĞRAFLARI

KAPI FOTOĞRAFLARI

Kızım bu sene tatilde kapı fotoğrafları çekmeye merak sardı. Ayvalık ve Cunda da çekti fotoğrafları. Sen çek dedim, hem ben bloguma da koyarım. Farklı renk, malzeme, farklı tarz, modeldeki kapılara baktıkça eskiden kapıların bile bir karakteri, bir kişiliği varmış diye düşünmeden edemedim. Şimdi tek tip olmasa bile çoğu çelik olan, yaşayanların tarzıyla ilgili hiç bir bilgi vermediği gibi, soğuk, renksiz, sevimsiz....birbirine benzer kapılar var çoğumuzun evinde. Oysa bu kapılar insanın değişik bir aleme alıp götürüyor baktıkça. Kimler yaşadı, neler yaşandı arkalarında kimbilir. Hangi üzüntüler ve sevinçlere, hangi kültür, hangi dillere, doğumlar ile yaşam telaşı, ölümler ile vedalara, hüzünlere...  nelere tanık oldular ve olmaya devam etmekteler. Banakalırsa sahip çıkalım ve yaşatalım.

















Hepsi ayrı güzel, hepsinde kimbilir kaç çeşit hikaye...


12 Haziran, 2012

İnternetin hayatımıza girmesi ile günlük yaşantımızda farklı konulardaki hızlı değişime rağmen e-ticaret konusundaki geri duruşumuzu yavaş yavaş değiştiriyor olmak alışveriş konusunda bize farklı bir pencere açtı. Her ne kadar geç keşfetmiş olsak da internet üzerinden alışverişin rahatlığına ve konforuna çabuk alışıverdik. Sanal kartlar, iade şansı, kapıya kadar gelme konforu,… hayatımızı bir hayli kolaylaştırdı. Bütün bu hız ve konforun yanında aklıma ‘’ Ayağını yorganına göre uzat’’ atasözü gelmiyor değil, bu rahat, bu konfor bu çeşitlilik karşısında insan banakalırsa tedbirli olmalı. İnternette satılmayan ürün yok artık derken bir yakınım http://www.miskinpatiler.com/ adı altında hayvan sever dostlar için bir site açtı. Güvenilirliği, uygun fiyatları, kaliteli ürün seçenekleri yanı sıra benim için en önemli özelliklerden biri olan hiç kafa karıştırmayan sade tasarımı ve sorunsuz çalışan sekmeleri ile fark yaratan bir site. Banakalirsa bir uğrayın demek isterim… kim bilir, belki sizin için de cazip ve ayağınıza gelen hizmetin kolaylığı ile iyi bir alışveriş imkanı olur.










05 Haziran, 2012


Güneş bir kaç gündür ıssıttı kemiklerimi. Uzun zamandır, kış, yağmur, soğuk derken..., nihayet ısındı sanıyorum havalar. Gerçi Ankara'nın Haziran ayına çok da güven olmaz. Bir bakarsınız hava kapamış ve ıslanmış her yer. İğde, ıhlamur, hanımeli..., miss gibi kokular arasında birden aklıma geldi Aziz Nesin'in "Arkadaşım Badem Ağacı".  "Ağaçlardan arkadaş olur mu?" diyenler elbet vardır. Ben arkadaş olmayı bilenler için paylaşmak istedim.


ARKADASIM BADEM AGACI

Sen ağaçların aptalı
Ben insanların
Seni kandırır havalar
Beni sevdalar
Bir ılıman hava esmeye görsün
Düşünmeden gelecek karakış...
Açarsın çiçeklerini...
Bense hayra yorarım gördüğüm düşü...
Bir güler yüz bir tatlı söz...
Açarım yüreğimi hemen
Yemişe durmadan çarpar seni karayel
Beni karasevda
Hem de bilerek kandırıldığımızı
Kaçıncı kez bağlanmışız bir olmaza
Koo desinler bize şaşkın
Sonu gelmese de hiç bir aşkın
Açalım yine de çiçeklerimizi
Senden yanayım arkadaşım
Havanı bulunca aç çiçeklerini
Nasıl açıyorsam yüreğimi
Belki bu kez kış olmaz
Bakarsın sevdan düş olmaz
Nasıl vermişsem kendimi son sevdama
Vur kendini sende bu güzel havaya

AZIZ NESIN