18 Aralık, 2013

ALBERT CAMUS/MUTLU ÖLÜM








Mutlu Ölüm 


"Mutlu Ölüm", 1930'ların sonuna doğru yazılan, ancak 1971 yılında yayımlanan bir roman. Albert Camus (1913-1960) için daha sevimli görünen "Yabancı", daha önce yazdığı "Mutlu Ölüm"ün yayımlanmasını erteletmiş olabilir. Çünkü roman sanatı, 40'lı, 50'li yıllarda daha çok romanın yapısal özelliklerine ağırlık veriyordu. Bir sanat yapıtının yaratıldığı dönemde kusur sayılabilecek kimi özellikleri, daha sonra erdeme dönüşebiliyor. Albert Camusnün ölümünden on bir yıl sonra günışığına çıkan bu romanını günümüzde öne çıkaran en önemli özellik, onun "romansı" oluşudur. "Mutlu Ölüm", yaratıcısı Albert Camusye otuz yıl sonra başkaldırmış ve özgürlüğüne kavuşmuştur. Bu roman, hem çağdaş bir yapıt, hem yazar-yapıt-okur ilişkisinin göz kamaştırıcı bir tanığıdır.


Açıkçası biraz zor okunan, farklı bir kitap Mutlu Ölüm. Kendince iyi bir hayat yaşadığını düşünen Mersault ağır bir nöbet geçirip yatağa düşer ve doktora bilinci açık ölmek istediğini söyler.Mutlu bir hayat yaşadığını düşünen Mersault mutlu ve bilinçli bir şekilde ölüme gider....Yazarın ilk okuduğum kitabı olduğundan mı?, adı insanı biraz boğduğundan mı bilinmez biraz zor okudum. Yine de banakalırsa okuyun ve siz kendi kararınızı verin diyebileceğim bir kitap.

06 Aralık, 2013

ELMALI RULO PASTA

Çocukluğumuzun tatları vardır ya hani, bu tarif o tatlardan. Hatta benim ilk mutfak ile haşır neşir olmamı sağlayan tariflerden biri belki de yapmaya başladığım ilk tarif. Yemeyi, yedirmeyi, yapmayı sevdiğim, iki tepsi çıkmasından dolayı çok bereketli, anılara alıp götüren ve hala kabul gören, belki de çoğumuzun bildiği, başka versiyonlarını yaptığı, banakalırsa deneyin diyeceğim bir tarif. Bu sene yapmak henüz kısmet olmadı, resimler geçen seneden kalma. Dökülen yapraklar nasıl ki Sonbaharı çağrıştırırsa, bu tarifte bana kışı çağrıştırır.






Malzemeler:

1 sana yağ
1 bardak zeytin yağ
1 kaşık kabartma tozu
1 bardak yoğurt

Aldığı kadar un 
İçi: 2 elma (rendelenmiş), 1 çay bardağı toz şeker, üstüne biraz tarçın atılarak pişirilir. Hamur ince olmamak   şartıyla merdane ile  açılır. Ve üçgen kesilir (önce dörde, sonra her dörtte bir ikiye). Elma geniş kenara konularak rulo şeklinde sarılır. Fırından çıkarılıp soğuyunca üstüne pudra şekeri dökülür. 

29 Kasım, 2013

AYŞE KULİN / DÖNÜŞ

Daha önce de mutlaka söylemişimdir, Ayşe Kulin'in tüm okuduğum kitaplarını büyük bir keyif ile okuyup, hızlıca bitirdim. Bu da onlardan biri. Bir önce okuduğum Grinin Elli Tonu gibi oldukça kalın bir serinin ardından, sular seller gibi bitti. Kitap "Gizli Anların Yolcusu" ve "Bora" nın devamı niteliğinde ve son kitap. Tavsiye ederim, banakalırsa henüz okumadıysanız siz de bir an evvel okuyun.






Arka Kapak yazısı

Gerçekler acıdır; acıtır, incitir...

Tam da hayatının yoluna girdiğini sandığı günlerde, önce annesinden gelen bir haber, ardından eski bir şapka kutusunda bulduğu mektuplar...

Derya'nın, iki yıldır sümenaltı edilen gerçekleri bir tokat gibi
öğrenmesi, onu dünyanın bir megakentinden ötekine savuracak, kaderi onu sarı bir sonbahar günü, açılıp açılmayacağını bile bilemediği bir demir kapının önüne kadar taşıyacaktır. Genç kız, acaba gizem dolu bu perdenin ardına geçebilecek midir?

Öğreneceklerini kabul edebilecek, kabul etse bile sindirebilecek midir?

O kapı açılırsa elbette...

Dönüş, aldatmanın, aldatılmanın, affetmenin, acıtan gerçeklerin
romanı

21 Kasım, 2013

EVDE ÇİKOLATA YAPIMI

Kızım bir iki seferdir evde gönlünce çikolata yapıyor. Hafta sonu teyzesinin doğum günü için yaptığı çikolataları sizlerle de paylaşmak istedim. Yapımı kolay. İki paket çikolatayı (sütlü/bitter) benmari usulü eritip, içine doğranmış fındık, fıstık,... ekleyip slikon kaliplarda buzdalıbına koyup, donunca alimünyum folyo ile sarıyor. Evde hali hazırda olan küçük keseleri de hediye kesesi yaptı. Banakalırsa çok hoş hediyelik oldu. Ben yaparken içine kuru incir ve kuru kayısı ile portakal kabuğu koyarak denemek istiyorum. Cemremin ki fikir versin banakalırsa sizde kahvelerinizin yanına gönlünüzce çikolatalar yapabilirsiniz.






07 Kasım, 2013

GRİNİN ELLİ TONU ÜÇLEMESİ

Elli Ton Uclemesi - 3 Kitap


Edebi olarak çok fazla göz dolduracak bir kitap olmamak ile birlikte, sanıyorum en çok okunanlar listesinde en üstlerde olan bu üçlemeyi (Grinin Elli Tonu, Karanlığın Elli Tonu, Özgürlüğün Elli Tonu) nihayet bitirdim. Kitabın konusu güzel ama erotik yönü zaman zaman özellikle ilk kitapta çok fazlaca olduğu için, bazen insan okumak ve okumamak arasında gidip geliyor. Arkadaşlarımın da en güzeli son kitap tavsiyesi üzerine sona kadar okuduğum üçlemenin bence de en güzeli sonuncusu olan Özgürlüğün Elli Tonu olu. Çok da banakalirsa okuyun diyebileceğim bir kitap olmamasına rağmen, bence konu etkileyici olduğu için, eğer üçlemeyi bitirecek sabrınız var ise ön yargısız okumaya çalışın derim...

24 Ekim, 2013

En çok İlkbaharı, arkasında sonbaharı ve yazı daha sonra kışı çok severim diye sıralarken, bu merdivenlerde dört mevsimi de ayrı ayrı seyretmeye bayılırım.Doğaya her bakışımda da "Fark Etmeli İnsan" der ve Can Yücel'in şiirini düşünürüm. Gerçekten fark etmeli ....Banakalırsa fark etmeli insan...





Farkında Olmalı İnsan...
Kendisinin, Hayatın Olayların, Gidişatın Farkında Olmalı.
Farkı Fark Etmeli, Fark Ettiğini De Fark Ettirmemeli Bazen...
Bir Damlacık Sudan Nasıl Yaratıldığını
Fark Etmeli.
Anne Karnına Sığarken Dünyaya Neden Sığmadığını
Ve En Sonunda Bir Metre Karelik Yere Nasıl Sığmak Zorunda Kalacağını
Fark Etmeli.
Şu Çok Geniş Görünen Dünyanın, Ahirete Nispetle Anne Karnı Gibi Olduğunu
Fark Etmeli.
Henüz Bebekken 'Dünya Benim!' Dercesine Avuçlarının Sımsıkı Kapalı
Olduğunu, Ölürken De Aynı Avuçların 'Her Şeyi Bırakıp Gidiyorum
İşte!' Dercesine Apaçık Kaldığını
Fark Etmeli.
Ve Kefenin Cebinin Bulunmadığını Fark Etmeli.
Baskın Yeteneğini
Fark Etmeli Sonra.
Azraillin Her An Sürpriz Yapabileceğini,
Nasıl Yaşarsa Öyle Öleceğini
Fark Etmeli İnsan
Ve Ölmeden Evvel Ölebilmeli.
Hayvanların Yolda Kaldırımda Çöplükte
Ama Kendisinin Güzel Hazırlanmış Mükellef Bir Sofrada Yemek Yediğini
Fark Etmeli.
Eşref-İ Mahlukat (Yaratılmışların En Güzeli) Olduğunu
Fark Etmeli.
Ve Ona Göre Yaşamalı.
Gülün Hemen Dibindeki Dikeni, Dikenin Hemen Yanı Başındaki Gülü
Fark Etmeli.
Evinde 4 Kedi 2 Köpek Beslediği Halde
Çocuk Sahibi Olmaktan Korkmanın Mantıksızlığını
Fark Etmeli.
Eşine 'Seni Çok Seviyorum!' Demenin Mutluluk Yolundaki Müthiş Gücünü
Fark Etmeli.
Dolabında Asılı 25 Gömleğinin Sadece Üçünü Giydiğini, Ama Arka
Sokaktaki Komşusunun O Beğenilmeyen Gömleklere Muhtaç Olduğunu
Fark Etmeli.
Zenginliğin Ve Bereketin, Sofradayken Önünde Biriken Ekmek
Kırıntılarını Yemekte Gizlendiğini
Fark Etmeli..
FARK ETMELİ.
Ömür Dediğin Üç Gündür,
Dün Geldi Geçti Yarın Meçhuldür,
O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür,O Da Bugündür.

CAN YUCEL 

11 Ekim, 2013

MUZLU KEK

Hep okuduğum, hiç yapmadığım bir kekti muzlu kek. Dondurucuda ki muzları deneme zamanı geldi deyip, hafta sonu kolları sıvadım...Tarif benim çoğunlukla yaptığım 4,3,2,1 keki. Sadece içine 3 tane küçük muzu çatal ile iyice ezerek koydum, biraz tarçın, biraz zencefil ilavesi yaptım. Güzel kabardı, tadı güzel oldu. Banakalırsa siz de deneyin derim.

13 Eylül, 2013

RED VELVET CAKE/KIRMIZI KADİFE KEK 



Kızım bu kek tarifini internetten bulmuş ve denemiş. İçi sünger gibi, rengi dokusu çok farklı güzel bir kek. Cemre ilk yaptığında biz çok beğenmiştik. Daha sonra yaptıkça her yiyen tarafından çok beğenildi ve bizim için "Cemrenin Kırmızı Kadife Keki" oldu. Orijinal tarif aşağıda, banakalırsa deneyin derim, eminim siz de çok beğeneceksiniz.

RED VELVET CAKE/KIRMIZI KADİFE KEK 

Malzemeler:
1 su bardağı un
1,5 tatlı kaşığı kabartma tozu
1/8 tatlı kaşığı tuz
5 yemek kaşığı margarin (oda sıcaklığında)
3/4 su bardağı toz şeker
1 adet yumurta
3/4 su bardağı süt
1 tatlı kaşığı vanilya aroması
kırmızı gıda boyası



Tarif : Fırını 180 derecede ısıtın.Oda sıcaklığında yumuşamış olan margarin, mikser ile çırpılır ve üzerine şeker ilave edin ve çırpmaya devam edilir.İçine yumurta eklenip iyice karıştırılır.Başka bir kapta vanilya aroması, süt ve kırmızı gıda boyasını karıştırın.Un, tuz, hamur kabartma tozu birlikte eleyin.3 parti halinde kurular, aralarda 2 parti halinde yaş karışımlar ; mikser çırpma işlemine devam ederken ilave edin.Hazırlanan hamuru kapkek kalıplarına paylaştırılır.Fırında 15-18 dakika boyunca pişirilir.

05 Eylül, 2013

YAĞLI BİBER TURŞUSU





En son yazdığım yazının tarihine baktım da bir hayli zaman olmuş yeni bir şeyler yazmayalı. Aslında bir şeyler yazmayı çok seviyorum, sizlerle paylaşmayı, sizlerden yeni ve değişik şeyler öğrenmeyi,... ama; malum bazen hayat farklı farklı şeyler sunarken bize, günlük telaşlar, rutinin dışında gelen olaylar, bazen tatil, hastalık,... erteliyor sevdiğimiz şeyler yapmayı. Hani bir söz vardır ya "Kul kurar, kader gülermiş" diye. Kurduklarımız ile yaşadıklarımızın ritmi hiç tutmuyor bazen. Malum Eylül ayı geldi, benim en çok sevdiğim mevsimdir Sonbahar. Hele bir de bir Ormanda çalışıyor iseniz, tüm renkleri, tüm hüzünleri, mevsimin değişimini, yazın gidişini ...seyreder durursunuz. Eylül biz bayanlar için bir de telaş vaktidir. Malum kışlıklar hazırlanacak. Turşular, salçalar, reçeller, kurular yapmanın, dondurucuyu hınca hınç doldurmanın artık son demleridir. Bu turşu Esra arkadaşımın yaptığı, sadece yapmak ile kalmayıp benimle de paylaştığı yapımı kolay, yemesi keyifli bir turşu. Banakalırsa turşu yapma telaşın daysanız, bir de bunu deneyin derim.

Malzemeler

3-4 adet pet şişe
yapmak istediğiniz kadar acı/tatlı sivri biber 
her pet şişe için­;
1 çay bardağı yağ
1 çay bardağı sirke
2 çay kaşığı tuz
1 çay kaşığı şeker ile iyice karıştırılarak bir karışım hazırlanır. 

Pet şişelere biberin büyüklüğüne göre 2 yada 3'e böldüğümüz biberler aralara sarmısak da ilave edilerek dolana kadar yerleştirilir. Her pet şişe için 1 ölçü karışım ilave edilir ve şişenin ağzı kapatılır. 1 Hafta boyunca her gün, yatay olarak bırakılan şişe çevrilir ki, her yeri karışımı eşit olarak alabilsin. Sonrasında turşumuz hazır, istediğimiz zaman tüketebiliriz. Geçen kıştan kalan turşularım var inanın hala, yeni yapılmış gibi duruyorlar.

30 Mayıs, 2013



Can Yücel öyle güzel anlatmış ki..., üstüne diyecek söz yok.

Gitmek

Bugünlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına,
Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...

Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuşsam aynı şey...
Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.

Öyle "yanına almak istediği üç şey" falan yok.
Bir kendisi.
Bu yeter zaten.
Herşeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.

Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.
Yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor.

Böyle gidiyoruz işte.
Bir yanımız "kalk gidelim",
öbür yanımız "otur" diyor.

"Otur" diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira...
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
Güvende olma duygusu...
En kötüsü alışkanlık.
Alışkanlığın verdiği rahatlık,
Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
Kalıyoruz...
Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.

Evlenmeler...
Bir çocuk daha doğurmalar...
Borçlara girmeler...
İşi büyütmeler...
Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.

Misal ben...
Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum.
Değil bu şehirden gitmek,
İki sokak öteye taşınamıyorum.
Alıp götürsem gelmez ki...
Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında,
Herkes onu, o herkesi seviyor.
Hangi birimizle gitsin?

"Sırtında yumurta küfesi olmak" diye bir deyim vardır;
Evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin,
Kendi imalatımız küfeler.

Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
Ölüm var zira.
Ölüme inat tutunmak lazım,
İnadına kök salmak lazım.

Bari ufak kaçışlar yapabilsek.
Var tabii yapanlar, ama az.
Sadece kaymak tabakası.
Hepimiz kaçabilsek...
Bütçe, zaman, keyif... Denk olsa.
Gün içinde mesela...
Küçücük gitmeler yapabilsek.

Ne mümkün.
Sabah 9, akşam 18
Sonra başka mecburiyetler
Sıkışıp kaldık.
Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli
Bu kadar ağır olmamalı.

Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
Bir ömür karşılığı, bir ömür yani.
Ne saçma...
Bahar mıdır bizi bu hale getiren?
Galiba.

Ben her bahar aşık olmam ama
Her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç,
Ama olsun... İstemek de güzel.

CAN YÜCEL


19 Nisan, 2013

PATLICAN KEBABI

Uzun zamandır denemek istediğim, internette bir çok tarife baktıktan sonra, bir arkadaşımın kayıvalidesinin yapış şekli ile birleştirerek denemeye çalıştığım, hem görüntüsü, hem tadı, hem hafifliği, hem de yapılışının kolay olması nedeni  ile denenmesi gerektiğini düşündüğüm bir tarif. Banakalırsa en kısa zamanda deneyin derim.

PATLICAN KEBABI

Malzemeler
5 adet patlıcan
20 tane yuvarlak köfte
(orjinalinde köfte kıyması bıçak ile kıyılarak yapılıyormuş ve içine emek içi konmuyormuş. Benim dolapta hazır yapılmış, ekmek içli köftelerim vardı, onu kullandım)
4-5 adet biber
2 adet domates

Tepsiye üç parmak kalınlığında kestiğim patlıcanları (soymadan) bir patlıcan bir köfte olacak şekilde dizdim. Orta kısımda kalan boşluğa dörde böldüğüm domatesleri, üzerine ara ara çarliston biberleri koydum. 1 tatlı kaşığı kadar tereyağı küçük parçalara ayırarak üzerine koyduktan sonra, 1 yemek kaşığı kadar ayçiçek yağını tepsiye gezdirdim ve slikon fırça yardımı ile patlıcanların üzerine sürdüm. 1 çay bardağı kadar su ilave edip, fırında önce yaklaşık 45 dakika, sonra pişmediğini anlayınca bir 15 dakika daha ve 3-5 dakika da ızgarayı çalıştırarak pişirdim. Sonuç muhteşem, patlıcanları kabuğundan ayırıp, közlenmiş domatesler ile buluşturup, üstüne köfte tadıyla birleştirmek harika. Hafif ve lezzetli bir yemek. Yerken Ramazanda annemlere de yapmalıyım diye düşündüm. Bence sizde denemelisiniz.

11 Nisan, 2013

HAVUÇ TATLISI




Geçen kış ilk olarak bir arkadaşımda yemiş ve aromasını, hafifliğini, ilk defa yediğim bir tatlı olduğu için değişik olmasını çok beğenmiştim. Tarifi bilgisayarda bir hayli araştırıp, aşağıda adresini yazdığım sitede ki resime de mest olduğum için bu tarifteki gibi yaptım. Sonuç harika... arkadaşlarım da çok beğendi. Yaz/Kış yapılabilir güzel ve sunumu da şık bir tatlı. Ben kedidili yada etimek kullanmadım, üstüne krem şanti yerine hindistan cevizi serptim. Banakalırsa deneyin derim.



HAVUÇ TATLISI  (http://birtutamkekik.blogspot.com/2011/11/narli-havuc-ruyasi.html)
Malzemeler
·         1 kg havuç
·         1 su bardağından biraz fazla şeker (havuç da tatlı olabilir diye 1 bardak şeker koydum)
·         4 tepeleme yemek kaşığı nişasta
·         2 paket vanilya
·         1 limon kabuğu rendesi (ben portakal kabuğu koydum)
·         1 limonun suyu (ben portakal suyu koydum)
·         1 paket kedi dili yada etimek 
             Yapılışı
  1. Havuçları soyup,temizleyip, küçük parçalara ayırıp, tencereye alıyoruz ve  4 su bardağı suyla haşlıyoruz.
  2. Haşladığımız havuçları blendır veya robottan geçirin.
  3. Tencereye haşlanmış havuç suyunu alın. Eğer su azaldıysa kalan suyu tencereye ölçülü koyun yani suyu 4 bardak suya tamamlayacağız.
  4. Ölçü;1 bardak suya 1 yemek kaşığı nişasta şeklinde olacak.
  5. Tamamladığınız suyun üzerine nişastayı, şekeri, vanilyayı ve limon suyuyla rendelediğiniz kabuğunu katıp muhallebi gibi pişirilir.
  6. Kaynayınca içine püre yaptığımız havuçları ekleyip bir iki taşım kaynatın.
  7. Borcama kedi dili veya etimekleri dizip üzerine havuçlu karışım dökülür.
  8. üzerine 1 su bardağı sütle hazırladığımız krem şanti yayın ve narla süsleyin.(arzuya göre,ben krem şanti kullanmadım.)

27 Mart, 2013

SUSUZ YAZ/GÜLÜMSEMEK DİRENMEKTİR

Yeni biten iki kitap. Önce Mustafa Balbay'ın "Gülümsemek Direnmektir" adlı kitabı, arkasından Necati Cumalı'nın "Susuz Yaz"ı. Gülümsemek Direnmektir öncelikle beni adı ile çok etkileyen, okudukça yaşam sevinci hiç bitmek tükenmek bilmeyen bir insanın, hayata bağlılığından inanılmaz etkilendiğim, yalın olmasından dolayı çok keyif veren, zaman zaman da hüzünlendiren bir kitap oldu. Susuz Yaz çoğumuzun bildiği gibi filmi de olan, Necati Cumalının İzmir de avukatlık yaptığı dönemlerde gözlemlerini içeren öykülerden oluşan ve içindeki bir öyküden adını alan bir kitap. Banakalırsa her ikisini de mutlaka okuyun derim.



Arka Kapak

Elinizde tuttuğunuz kitap sizinle aynı gökyüzünü paylaşan Mustafa Balbay'ın yaşam, gazetecilik, hukuk ve siyaset üzerine yazılarından oluşuyor.

Silivri Hapisanesi'nde tek başına ayrı bir hücrede tutulan Balbay'ın, yaşam sevincine, üretme tutkusuna, mücadele kararlılığına, daha yaşanılası bir Türkiye ve dünya arayışına siz de ortak olduğunuzu düşüneceksiniz.

Balbay, Silivri Toplama Kampı-Zulümhane kitabında Ergenekon davalarını ve hapishane yaşamını anlattı. Düşünüyorum O Halde Sanığım-Zulümname kitabında yaşadıklarını şiirsel bir dille kaleme aldı. Demokrasi Tanrısı-Zulümdar kitabında Türkiye'nin 21. yüzyılın ilk 10 yılındaki genel görünümünü roman kurgusuyla yazdı.

Bu kitap, Balbay'ın "Silivri Üçlemesi" adını verdiği o yapıtların çerçevesi niteliğinde.



"Necati Cumalı" "Susuz Yaz"ı 1960 yılında yazdı. Kitapta yer alan öyküler, Cumalının avukatlık yıllarında edindiği vurucu gözlemlerinden kaynaklanıyor, toplumumuzun özellikle kırsal kesiminde, "Habil ile Kabil" söylencesinden beri varolan şiddet yasalarının acımasız görüntülerini sergiliyordu. Cumalı, kitaba adını veren "SUSUZ YAZ"da edebiyat alanında ilk kez suyun bölüşülmesinin önemine değinmişti. 1964 yılında öyküden sinemaya aktarılan filmi ALTIN AYI ile ödüllerdiren Berlin Film Festivali Jürisi, kararında gerekçe olarak konusunun taşıdığı önemi gösteriyordu. 20 yıl arayla 80lerde Su Yılı ilan eden UNESCO, petrolün yerini 21. yüzyılda suyun alacağı, suyun bölüşülmesinden çıkacak anlaşmazlıkların savaşlara yol açabileceği konusunda bütün üyelerini uyarıyordu. 

08 Mart, 2013

DÜNYA KADINLAR GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN...

Kadın ile ilgili en çok sevdiğim şiir ve maile' me gelen karikatür... 
Gününüz Kutlu Olsun


KADIN
Kimi der ki kadın
uzun kış gecelerinde yatmak içindir.
Kimi der ki kadın yeşil bir harman yerinde
dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir.
Kimi der ki ayalimdir.
Boynumda taşıdığım vebalimdir.
Kimi der ki hamur yoğuran,
Kimi der ki çocuk doğuran,
Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek, ne ayal, ne vebal.
O benim kollarım, bacaklarım.
Yavrum, annem, karım, kız kardeşim hayat arkadaşımdır./ NAZIM HİKMET



06 Mart, 2013

ZEYTİNYAĞLI BAKLA



ZEYTİNYAĞLI BAKLA

Baklayı çok seviyorum ama; yemeğini değil, kendisini tezgahlarda görmeyi. Malum baharın ilk müjdecilerinden kendisi… Yemeğini ne yapsam sevemedim bir türlü. Her yıl 2-3 defa yapmaya çalışıyorum. Biliyorum çok faydalı da bir sebze, ama ne yapsam nafile bir türlü yiyemiyorum, hadi yemeye çalıştım yutamıyorum, … en son geçen sene pes ettim. Tövbe artık bir kaşık dahi yemeyeceğim. Olsun eşim çok seviyor, keyifle, özene bezene pişiriyorum, ben yiyemesem de uzaktan seviyorum, malum “baharın müjdecilerinden kendisi”. Bana kalırsa deneyin, en azından çok sağlıklı olduğu için sevmeye çalışın…

Malzemeler
½ kg bakla
½ demet dereotu
büyükçe 1 adet soğan
tuz
şeker
1 tatlı kaşığı un
Baklalar en tazelerinden seçilir ve güzelce ayıklanıp, yıkanır son yıkama suyuna 1 tatlı kaşığı un ilave edilir.. Düdüklü tencereye ayıklanmış baklalar, 1 kuru soğan, şeker ve tuz konulduktan sonra, unlu sudan 1 bardak kadar eklenip, yaklaşık 15-20 dakika pişirilir. İndirince ben dereotunun birazını sıcakken içine koyup karıştırıyorum ve kalan dereotunu da üstüne koyuyorum. Aslında Ege tarafından taze soğan ve taze sarımsak ilavesi ile pişirilen bakla en makbulü imiş ancak hiç öylesini denemedim.

28 Şubat, 2013

YÜREĞİM ISLAKTIR BENİM/SUNAY AKIN



YÜREĞİM      

Yüreğim
Islaktır benim
Kuytularda ağlamaktan
Ve hafif uçuktur rengi
Kurusun
Diye kaç kez
Güneşe asılmaktan...

Sunay AKIN

Ne güzel yazmış değil mi? Nemli gözler iyidir diyordu, Volkan Konak bir konserinde. "... kuru ağaç bile altına gölge vermez, gözü nemli duygulu insanlardan korkmayacaksın...". Tek sorun güneş, başkaları ağlatıyor, güneş kurutuyor, ... bu yüzden yüreğin rengi uçuk oluyor.

22 Şubat, 2013

TAZE BİTEN İKİ KİTAP

Yazarın kitaplarından ilk defa okuduğum "Ömrümün Son Hükmü" çok akıcı, sürükleyici, rahat okunan, okurken düşündüren, bir çırpıda bitiveren bir kitap olunca, ikinci kitap olarak aynı yazarın "Babam Sağ Olsun"u da keyifle, düşünerek ve bir çırpıda okuyuverdim. İkisi de banakalırsa okunmalı.




ÖMRÜMÜN SON HÜKMÜ/İLHAN TAŞÇI
Günümüzün en tartışmalı davasında, bir aşkı cezalandıracak kadar kişiselleşmiş bir intikamın izleri... Yaşanmış bir olaydan hareketle, halen mağduriyetin sürdüğü bir olayın romansı öyküsü... Yazar, "bu romanın gerçek olan iki kahramanını korumak, birinden de korunmak zorundaydım" diyor... Gizlenmesi gerekecek kadar özel, yazılması gerekecek kadar bir öykü...
(Tanıtım Bülteninden)

BABAM SAĞ OLSUN/İLHAN TAŞÇI

Resmin en görünür kısmında bakan babalar, onların gölgesinde hızla beliriveren çocuklar vardı. Onlar, günümüz iktidarının işadamı olmuş çocuklarıydı... O çocuklar, haklarında hayali ihracattan toplu gümrükkaçakçılığına, sahte fatura düzenlemekten vergi kaçakçılığına kadar birçok suçlama bulunan büyüklerinden işleri devraldılar. En küçüğü 12, en büyüğü 30 yaşında olan, çoğu da 1980den sonra doğan girişimci çocuklar, ilk AKP hükümetinin kuruluşundan bugüne değin on sekiz şirketkurdular! Aralarında oyun çağındakilerin de bulunduğu çocukların şirketlerinin sermayesi 2008 yılı itibariyle 30 milyon yeni lirayı eski parayla 30 trilyon lirayı aştı. Bakan çocuklarının hiçbirinin, AKP iktidarından önce tek kuruşluk şirketi, ticari faaliyeti de yoktu. Cumhurbaşkanı Abdullah Gülden Başbakan Tayyip Erdoğana, Maliye Bakanı Kemal Unakıtandan Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırıma, Bayındırlık ve İskân Bakanı Faruk Özaktan eski Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepeye, devlet büyüklerimizin çocuklarıydı ticarette hızla yükselenler... Bu kitap, babalarının yanında çekirdekten yetişip onlara parmak ısırtan iş bilir çocuklarınöyküsüdür... 

11 Şubat, 2013

PAZI SARMASI




Pazı, yaprak, lahana gibi sarmalar çoğu evde olduğu gibi bizim evde de sevilerek tüketiliyor. Gerçi biraz zahmetli olduğu için sık yapılamıyor ama, olsun böyle olunca daha bir rağbet görüyor, daha kıymetli oluyor... Önceden pazıyı bir güzel yıkayıp, saplarından ayırıyor ve kaynayan suya daldırıp bir/iki dakika tutup alıyor ve soğuyunca sarıyor idim. Yaprakları narin olduğu için bu iş bazen yapışıp, sarılmamasına neden oluyor. Bu sefer sadece kaynayan suya batırıp, hemen çıkartıp soğuk suya batırdım ve tam tahmin ettiğim gibi, hem yapışmadılar, hem istediğim sarılma yumuşaklığına hemencecik geldiler. İçi malum çoğumuzun ufak detaylar dışında aşağı yukarı aynı yaptığı, soğan, kıyma, karabiber, tuz, pirinç ve 1-2 kaşık salça ile taçlandırılan dolma içi. Bir tencereye pazı sarmaları güzelce yerleştirip, üstüne salçalı su gezdirilip, porselen bir tabak da konulduktan sonrası çok kolay 15-20 dakika içinde pişiveriyor. Banakalırsa pazı zamanı geçmeden deneyin derim. 

01 Şubat, 2013

EVDE YOĞURT MAYALIYORUM


Yaklaşık bir yıldır çok düzenli olmamakla birlikte (kızıma küçükken yaptığım günlük küçük kaplardaki yoğurtları saymaz isek tabi) hem hazır yoğurtlar hakkında duyduklarımız hem de bu tür şeyleri yapıyor olmayı sevmem nedeni ile evde yoğurt mayalıyorum.  Genellikle AOÇ çiftlik sütü, bulamadığım zaman şişede olan herhangi bir günlük sütü tercih ediyorum. Günlük sütler zaten pastorize edildiği için sütü kaynatmak yerine iyice ısıtıyor, mayalamayı yapacağım yere koyarak (iki adet masa örtüsü üstü), mayalanması bitene kadar hiç hareket ettirmiyorum. Serçe parmağımı yakmayacak kadar soğuduğunda 1 kilo süte 1 yemek kaşığından biraz fazlaca maya (bulabildiğim en doğal maya yine AOÇ'nin yoğurdu) ve yoğurt biraz ekşi ise 1 çay kaşığı kadar şeker, yarım çay kaşığı kadar tuz koyuyorum. Kullandığım mayayı bir kaşık yardımı ile koyu ayran kıvamına getirip, aynı kaşık ile soğurken kaymak tutan sütün kaymağını bir kenardan bozmamaya çalışarak yoğurda katıyorum. Eskiden kapağını kapatırdım ancak; sevdiğim bir teyze kapağın üstüne kaşık (tahta) koyup, kapağı kapatmadan yapmamı söylediği için artık kapağı açık olan karışımı güzelce sarıp/sarmalıyor ve 4-5 saat hiç açmıyorum.Açınca çok hareket ettirmeden, yine kapağı açık olarak 1 gece dolapta tutuyor, ertesi gün hem kapağını kapatıyor, hem kullanmaya başlıyorum. Aslında mayalamak çok kolay, bence tek püfü uygun sıcaklık. Bakmayın böyle uzun uzadıya anlattığıma, hiç fikri olmayanlar için bu kadar detay. Yoksa bu koca paragraf hiç korkutmasın, kolay, zevkli, ben yaptım demenin keyfi inanılmaz ve tabiiki katkısız ve sağlıklı. Banakalırsa deneyin derim. Bu arada her şehirde yok biliyorum ama; AOÇ'nin yeni 3 lt'lik sütü ve yanında 1 küçük şişe mayası piyasaya çıktı ve ben denedim, memnun kaldım. Denemek isterseniz, mayanın doğalını aramak derdinden de kurtuluyorsunuz.


Ev yoğurdu hazır yoğurttan biraz daha cıvık oluyor ve daha çabuk bozuluyor. 

23 Ocak, 2013

TAVUK GÖĞSÜ



TAVUK GÖĞSÜ (portakal ağacı)

150 gr margarin
1 su bardağı un
1 kaşık nişasta
1.5 su bardağı şeker
1 pk. Vanilya
1 lt. süt
Yağı erit un ve nişastayı ekleyip kavur. Mikserle 5 dakika çırp.

YALANCI TAVUK GÖĞSÜ

1 lt. süt
½ sana yağı
3 kahve fincanı un (un ile yağı hafif kavur)
4 kahve fincanı şeker
Hepsini kaynat koyulaşınca söndür. Soğuyunca ara sıra mikserle.

İkinci tarif benim yıllardır yaptığım ve çok memnun kaldığım bir tarif. İlki ise "portakalağacı" ne yapsa güzel olur bir de bunu deneyelim dediğim için yapılan ve çok memnun kalınan bir tarif. Her ikisininde yağ ve şeker miktarlarını kafama göre azaltıyorum. Her iki tarifi de eğer sütlü tatlıları seviyor iseniz; banakalırsa deneyim diyorum. Ağzınız hep tatlı kalsın...

11 Ocak, 2013

YENİ BİTEN İKİ KİTAP



Düşman onlardan çok daha üstün, ertesi sabah saldırıya geçecekti.Halkın çoğunluğu, yenileceklerini bildiği halde, şehirde kalmayı seçti. 
O akşam, her yaştan kadınlı erkekli bir grup, Kıpti dedikleri Yunanlıyı dinlemek için meydanda toplandı. 
Kıpti, hiçbir dine mensup değildi; sadece bütün duyduklarını, yarına aktarabilmek için aklında tutmuştu. 
Kıpti, yalnızca içinde bulunduğu âna ve Moira denen varlığa inanırdı. 
Yarından itibaren şu anda ahenk olarak gördüğümüz şey ahenksizliğe dönüşecek. Mutluluğun yerini matem alacak," dedi Kıpti.
"Şehrimizi talan edebilirler, ama burada öğrendiklerimizi silemezler. İşte bu yüzden ilmimizin surlarımız, evlerimiz ve sokaklarımızla aynı kaderi paylaşmasına izin veremeyiz… Peki ilim derken neyi kastediyorum?
İlimle, gündelik yaşamın karşımıza çıkardığı zorlukların üstesinden gelerek hayatta kalmamızı sağlayan şeyi kastediyorum.
Yarın bize neler olacağını kimse bilemez... Çünkü her günün iyisi ve kötüsü aynı gün içinde olup biter. Öyleyse dışarıdaki askerleri ve içinizdeki korkuyu unutun...
Bizler şimdi, gündelik yaşamımızdan, yüzleşmek zorunda kaldığımız güçlüklerden bahsedeceğiz," dedi Kıpti.
Ve sevgiyi, kaybı, yenilgiyi, yalnızlığı sordular ona. Korkuyu, sadakati, cinselliği, geleceği ve kaderi; ona kendilerini nasıl bulacaklarını sordular. Hayatın içinden gelen, cevapları binyıllar boyu değişmeden kalan soruları sordular ona. 
Düşmanları beklerken, halk bir meydanda toplandı ve sordu. 
Ve Kıpti, onlara cevap verdi.


Bir çırpıda bitiveren, yer yer insanı düşündüren, en çok da okurken yormadan, huzur ile dinlendiren bir kitap. Bu tarz kitapları seviyor iseniz banakalırsa okuyun derim. Yazarın daha önce "Simyacı"(Hiristiyanların haç yolculuğunu anlatan) isimli kitabını beğenerek okumuş ve keyif almıştım. Akrada Bulunan Elyazması da güzel ama; Simyacı'dan sonra bitirdiğimde sanki bir şeyler biraz eksik ....dedirten bir kitap. 


"Kırılganlığımız güce, kader bilgeliğe, trajediler aşka, zifiri karanlık içsel aydınlığa dönüşebilir. Öyle bir an oldu ki, ikimizin minik taşları düzgün biçimde yan yana düştüler. Ben bir adım atıyordum, sen de aynı uzunlukta bir adım atıyordun. Ben seni bekliyordum, sen bana yetişiyordun, ben sana ulaşıyordum, sen beni bekliyordun.  böyle gideceğimizi sanıyorduk. Oysa ben şimdi ormanda yürüyorum ve ayak izlerimden başka iz yok. Kimse yürümüyor yanımda, kimse izlemiyor beni, ya da önümden gitmiyor... Matteo ve Nora... biri ateştir diğeri su, biri akıldır diğeri yürek, biri sürekli harekettir diğeriyse durgunluk ve huzur; biri düşüncedir diğeri sezgi, biri zamandır diğeriyse sonsuzluk... Ancak bir gün bu mükemmel uyum dünyanın trajik yasaları karşısında dağılır gider... Matteo bir anda içinde dipsiz bir boşlukla tek başına kalır. Ama yollar onu asla bırakmaz ve hiçbir şekilde tahmin edemeyeceği bir geleceğe taşır. Zamanla doğa yasalarının gizemini keşfeden Matteo, insanların kendilerini bulmak, hayatı tanımak için ziyaret ettiği bir tür keşiş olup çıkar. Hayatın ve aşkın gizeminin, Noranın ardında bıraktığı bu büyük soru işaretinde yattığını, Matteo bir gün anlayacaktır... Sonsuza Kadar kimi zaman yok eden, kimi zaman da arındıran içimizdeki ateşi anlatıyor... " 

Daha önce okuduğum "Yüreğinin Götürdüğü Yere Git" ve "Yüreğimin Sesini Dinle" den sonra, yine beğenerek, yine bir çırpıda okuduğum, okurken dinlendiren, biraz merak, biraz hüzün, eşini ve kızını kaybeden birinin kendi ağzından yazdığı olaylar ile, ayakta va hayatta var olma çabasının hiç abartmadan, sıkmadan anlatılmış hikayesi. Banakalırsa okuyun derim... İnsanı dinlendiren bir kitap.