11 Aralık, 2009

GÖZLER VE KADIN


Aşağıda ki yazı çok hoşuma gittiği için sizlerle de paylaşmak istedim. Eminim çocukluk dönemlerimizde hepimizin annelerimizin bakışı ile ilgili bir anısı vardır. Gerçi zaman zaman ben babamın bakışlarını da hatırlıyorum ama , annelerin ki sanıyorum daha çok yer etmiş belleğimize. Bir zamanlar evlerde komşu muhabbetleri edilen bir kültürün her ne kadar son zamanını ucundan da yakalamış olsak, kendimi şanslı hissediyorum böyle bir ortamda büyüdüğüm için. Çalışma hayatı annelerimizin ev hanımı iken bize sundukları güzellikleri çocuklarımıza sunmuyor ama, en azından bizim bunları görme onlar ile bu güzelliği yaşama şansımız oldu diye düşünüyorum. Kızıma benim ve babasının neden kreşe gitmediğini bir türlü anlatamamıştım. Çocuk benim annem ev hanımını o yüzden gerek yok dememi yaşı da çok küçük olduğu için, uzunca bir zaman kavrayamadı. Bizler annelerimizin tek bakışından ne dediğini anlardık ama, çocuklarımıza sanıyorum bunu da anlatmak mümkün değil, çünkü; onlara öyle bir bakış ile bakacak olsanız, “ne oldu, bir şey mi var?” deyiveriyorlar. Bu güzel yazıyı sanıyorum ki siz de beğeneceksiniz…..

Yeryüzündeki bütün canlıların gözleri sadece, bakıp görmeye yaradığı
halde kadın kısmı, neredeyse bir tek ortalığı süpüremez gözleriyle...
Sever, sevişir, beğenir...
Döver, küser, barışır...
Nefret eder, hesap sorar, azarlar...
Kovar, bağırır, çağırır, alay eder...
Erkek de bir insanoğlu, o da yapar demeyin!
Erkekler her durumda öyle bön bön bakarlar.
Asla, ne demek istediklerini anlamazsınız.
Gözlerini konuşturan sadece kadınlardır.
Çocukluğunuzu düşünün...
Annenizin bin türlü bakışı gelecektir aklınıza.
Misafirler gitsin, ben sana gösteririm bakışı...
Hadi artık odana git, yat bakışı...
Ağzını şapırdatma! bakışı...
Kıçım tutulsaydı da seni doğurmasaydım bakışı...
Aynı babası bakışı...
Babanızdan bir bakış var mı, aklınızda?
Hiç zannetmiyorum olduğunu.
Babayla göz göze bile gelinmez öyle zırt pırt.
Şimdi de
büyüklüğünüzü düşünün...
Kaç kadın bir bakışın peşinden gitmiştir?
Hiç..
Peki kaç erkek bir bakış uğruna odu ocağı terk etmiştir?
Çookk.. :)))))

10 Aralık, 2009

SIRADIŞI ÇANTALAR







Genel olarak bayanlar çeşit çeşik, renk renk, hatta farklı büyüklükte ki çantaları severiz ama, bunlar gerçekten sıradışı görünüyor. Özellikle kıymaya benzeyeni takmak isteyen olur mu bilmem ama düşünüp yapanları tebrik etmek lazım.












09 Aralık, 2009

PORTAKAL, MANDALİNA VE GREYFURT


Herkese günaydın,
Bu aralar meyve suyu sıkmak için yapılan ön hazırlık (kesme) sırasında hep bu inanılmaz güzellikte ki renkleri de çekmeliyim diye düşünüyorum. En sonunda çektim. Bu renk cümbüşü sizi de benim kadar etkiler mi bilmem ama, gerçekten çok güzeller ....
Hepimizin bildiği gibi bu üçlü kış aylarının vazgeçilmez meyvelerindendir. Bol miktarda C vitamini içerirler ve bu nedenle gribe, soğuk algınlığına ve nezleye iyi gelirler. Portakal C vitamininin yanı sıra B vitamini, potasyum, kalsiyum, magnezyum da içeriyor. Lifler, organik asitler ve şeker açısından da zengin. Ve tüm bu içerdiklerinin vücudumuza çeşitli yararları var. Portakal ve Greyfurt’un pembe renkte olanlarının sarı renkte olanlardan daha faydalı olduğunu biliyor muydunuz? Renginin kırmızı olması bol miktarda “Likopen” den kaynaklanır. İçinde bol miktarda Likopen olan besinler cilt ve beden yaşlanmasını geciktiren son derece önemli besinlerdir. Özellikle sigara içenlerin daha fazla C vitamini ihtiyacı olduğu için daha fazla tüketmeleri gerekiyor.





08 Aralık, 2009

ELMALI TURTA

Hem yapımı kolay, hem oldukça hafif ve şık bir tatlı


½ paket margarin
1 yumurta
2 çay bardağı şeker
1 paket kabartma tozu
2 yemek kaşığı yoğurt
Göz kararı un (hamur yumuşak olacak)

3 elmayı 1.5 çay bardağı şeker ile pişirip tarçın dök ve soğumaya bırak. Diğer malzemeleri yumuşak kıvamda hamur yapıp iki ceviz büyüklüğünde ayırdıktan sonra yağlanmış tepsiye yay. Üzerine elmayı koyup ayrılan hamurdan uzun ince şeritlerle kafes kafes şekil ver. Fırından çıkınca soğutup üzerine pudra şekeri dök. Sonrası malum, herkese afiyet olsun.

07 Aralık, 2009

TEK VE TEK BAŞINA TÜRKAN


Şimdiye kadar okuduğum yaşanmış hayat hikayeleri arasında en güzel olanı demek sanıyorum diğer okuduğum güzel hayat hikayelerine haksızlık olur, ama; Türkan hanımın hayatı gerçekten yaşanılası, bir anı dahi boşa geçmemiş, cesaret, azim, ahlak ve en önemlisi yürek isteyen olağanüstü bir hayat. Okurken çok düşündüm ülkemizde fazla değil böyle 20 kadın daha yetişmiş olsaydı, bu ülke kim bilir nerelerde olurdu diye. Türkan hanımın bazı yaptıklarını zaten biliyordum, örneğin kardelenleri, ama bilmek ve onun her yönünü bu kadar detaylı okumak o kadar farklı ki, bilmediğim çok yönü varmış açıkçası. Cüzam gibi bir hastalıkla baş etmeye, cüzamı yok etmeye çalışmak yetmiyormuş gibi, hastalarına dokunması, kimsenin görmek dahi istemeyip tecrit ettiği insanlara sarılması, onlar için yürekten çalışma ne ki, onların yakınlarına bile bakmaya yetecek kadar büyük bir yürek taşıması, iyileştirdiği hastaları, barındırması ve onlara iş ve aş vermesi, bir nefeste anlatamayacak kadar çok büyük özveri. Kurban bayramında hastasının canı işkembe çorbası istedi diye işkembe temizleyip, hastaya çorba yaptıran bilmem ki kaç Profesör var bu ülkede ya da hastasının sadece sağlığını değil yaşam koşullarını da düzelten kaç doktor tanıdınız, hangisini anlatacağım bilemedim lütfen kitabı okuyun ve etrafınızdakilere okutun. Benim kitabı bitirişim zor oldu açıkçası önceleri tam gaz okurken, bitmesine az kaldıkça az az okumaya başladım. Biterken bu güzel hayat için biraz gözyaşı ve tarifsiz minnet duygusu vardı içimde. Umarım hepimiz bu güzel ve özel hayattan ders almayı biliriz. Nurlar içinde yat, önünde saygı ile eğiliyorum.

04 Aralık, 2009

PİZZA GİBİ PİZZA TARİFİ


Geçenlerde iş yerinde bir arkadaşım sağ olsun aşağıda yazacağım pizza tarifini verdi bana. Şimdiye kadar o kadar çok pizza tarifi denedim ki, anlatamam size. Her seferinde eşim “çok güzel olmuş ama pizza” gibi değil dedi. En son yaptığım tarif gerçekten pizza gibi pizza oldu ama ben tarifi biraz değiştirmişim haberim yok. Başka arkadaşlarımla konuşup, onlara anlatırken fark ettim durumu. Tarifte 3 kahve fincanı un var ama, bana az geldiği için göz kararı un koyarak yaptım ve sanırım kahve fincanı değil de çay fincanı olmalıydı diye düşünüp durdum. Kahve fincanı doğru imiş ama neye yarar. Gelelim benim tarife her şey aynı sadece un farklı, üstat olanlar derler ya elinizden çıkana kadar, yada göz kararı un koyun diye. Bende göz kararı un ile bir güzel yoğurup, merdane ile unlayarak açıp, yaklaşık iki karış çapında bir tavaya koymadan önce, açtığım hamuru elimde biraz çevirip, pişirdim. İnanın hamur yoğurma, malzeme hazırlama ve pişirme en fazla 20 dakika sürüyor. İki defa yaptım ikisi de çok güzel oldu. Siz isterseniz hem doğru ölçü ile (üç kahve fincanı un) hem de benim yaptığım gibi deneyin. Banakalırsa hiç pişman olmayacaksınız…..


Malzemeler:

1 yumurta
3 yemek kaşığı yoğurt
1.5 yemek kaşığı yağ
½ paket kabartma tozu
Tuz
3 kahve fincanı un (benim yaptığımda aldığı kadar un)

Üst malzeme size kalmış, sosis, sucuk, mantar, kırmızı biber, doğranmış yeşil zeytin ve bol miktarda kaşar ile yaptım ben. Hamuru yerleştirince üstüne yaklaşık 3/4 çay bardağı sütte ezdiğim, bir tatlı kaşığı salçayı sürdüm. Hamuru nereden aklımda kalmış bilmiyorum ama çatal ile birkaç yerinden deldim. Malzemeleri koyup, en üste pul biber ve kekik ektim. Önce 1 dakika kadar altını çok açıp, sonra kısık ateşte pişirdim. Umarım beğenirsiniz, deneyecek arkadaşlara şimdiden afiyet olsun….

01 Aralık, 2009

MODERN YATAK ODALARI








Hepsini ayrı ayrı çok beğendim ama, favorim sanıyorum (sanıyorum diyorum çünkü hepsi güzel olunca seçmek zor oluyor malum) en alttaki.